Ask,Astroloji,Bebek dunyasi,Bilmeniz gerekenler,Engelliler kosesi,Erkek dunyasi,Kadin dunyasi,Gercek kesitler,Guzel sozler,Haber,Hayata dair,Kendi kalemimden,Kose yazilari,Mizah kosesi,Saglik,Siir,Takilar,Tarih ''HOŞ GELDİNİZ......BU SİTEDEKİ KONU VE İÇERİKLER PAYLAŞIM SİTELERİ ÜZERİNDEN ALINMIŞTIR (ALINTIDIR),BU SİTEYE YORUMCULAR TARAFINDAN YAZILAN HER KELİMENİN SORUMLULUGU KENDİLERİNE AİTTİR,BU SİTENİN AMACI HAYATA DAİR GÜZELİKLERİ BİR NEBZEDE OLSA PAYLAŞABİLMEKTİR,DİN,DİL,IRK,RENK,TÜRK,KÜRT,ALEVİ,HİÇ BİR MEZHEP AYIRT ETMEDEN,TÜM ZİYARETÇİLER YASAL KURALLAR ÇERÇEVESİNDE AYNI DEGER VE HAKLARA SAHİPTİR,HEPİMİZ AY YILDIZLI BAYRAGIYLA ***TÜRKİYELİYİZ***'' @---,--'---BU SİTE SİZİN BİZİM HEPİMİZİN SİTESİ---,---'----@
Free TURKEY MySpace Cursors at www.totallyfreecursors.com

Anasayfa/ Anasayfam Yap /Sık Kullanılanlara Ekle /Arsiv/Profilim/ Email /Yazdır



t_kla.gif

Image Hosted by ImageShack.us


Su içme zamanlari!‏
MAHALLE
Mutlu olmak için yapılması gerekenler‏
GERÇEK AŞK
Kuyumcu-(Harika bir hikaye)‏
Hayatin Gercekleri‏
1 bardak kolanın vücudunuzdaki seyahati‏
Ankara'daki Kandil Dağı‏‏
DIŞİŞLERİ BAKANI’NA AÇIK UYARI
DOMUZ GRİBİ (H1N1) KONTROLÜ!!!
Gizli Ayırımcılık....
Kamyon Yazıları Yasaklanmasın!... :)‏
ALDATMAK.......
YORUMSUZ......
ZEKİ KADINLARA SAYGILARIMLA
SHAY
Türkler ABD'ye nasıl bakıyor?‏
Birileri Türkiye'yi kandırmaya mı çalışıyor?...
YoRuMSuZ
SEVGİLİ DOSTLARIMA HİTABEN!!!



DAHA AÇIK OLUN

Bu ne Şiddet Bu Celal
bunamışsın

sayın şişme balon

ADIMDAN SANANE
isimsiz yaratıkmısın
ÖNCE NEYİ ELEŞTİRDİĞİNİZİ BİLECEKSİNİZ


Omerfarukciftci
Bagkur
Hastaneler
Eczaneler
Vergi kimlik sorgulama
Online ihbar
Kayıp şahıslar
SSK
Emekli sandıgı
Siyasi partiler
T.C Kimlik sorgulama
SHCEK
Türkiye istatistik kurumu


geyikfm09
meyraca
umudum
woelfin Barış
yesilim
bloving
hayaldunyam
pardus007
neframin
engellilervedostlari
bluepoison
cemrenur991
ozlemce88
sametjoy
nefci
benyaziyorum
ekinokssah
hayalleringemisi
redoks
mavideniz035
boncukdevrim
ikimizinyerine
htmlkodlar
masumsevgi
yaseminbydr
omerfarukciftci
benyaziyorumflashheader
hepsibenimki

<%Nerden Girmişler%>

logo

<%ArchiveInfo%>
Su içme zamanlari!‏ Perşembe, Aralık 17, 2009

Su içme zamanlari!‏

Su icmek icin uygun zamanlama

 

http://aquatreatmentsystem.com/images/drinking-water.jpg

 

 

Correct timing to take water will maximize its effectiveness to Human body.
Su icmek icin uygun zamanlama suyun insan vucudundaki etkinligini azamiye cikaracaktir.

Two (02) glass of water - After waking up - Helps activate internal organs
Uyanir uyanmaz 2 bardak su - Ic organlari aktive eder
 
 
 
One (01) glasses of water - 30 minutes before meal - Help digestion
Her yemekten 30 dakika once 1 bardak su - Hazma yardim eder

One (01) glass of water - Before taking a bath - Helps lower blood pressure
Banyodan once 1 bardak su - Tansiyonun dusmesine yardim eder

One (01) glass of water - Before sleep - To avoid stroke or heart attack
Uykudan once 1 bardak su - Kalp krizini ve felci onler

http://kaifro.com/yahoo_site_admin/assets/images/DrinkingWater2.200172711.jpg
 
Resimdeki yazilar
1. Beynimizin % 75' i sudur.
2. Vucut isisini duzenler.
3. Hucrelere gida ve oksijen tasir.
4. Solunum icin oksijeni nemlendirir.
5. Yediklerimizi enerjiye cevirir.
6. Kanimizin % 83' udur.
7. Atiklari (oksitleri) yok eder.
8. Hayati organlarimizi korur ve rahatlatir..
9. Kemiklerin % 22' sidir.
10. Gidalari absorbe etmesinde vucuda yardim eder.
11. Adalelerin % 75' idir.
12. Eklem yerlerini rahatlatir / yastik vazifesi gorur).
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

MAHALLE Perşembe, Aralık 17, 2009
Kategori: Hayata dair

MAHALLE

Mahalle

Yaşı yeterince olgun olanlar hatırlarlar
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış.
Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş.

Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermis.
Kavga etseler de kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış.

Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş.
O zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşe başında buluşarak giderlermiş.

Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dersanesi, hazırlık kursları. Bilmezlermiş; hamburgeri, MTV'yi,Interneti, cep telefonunu, tetrisi, nintendoyu...
Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri kesfetmeyi.

Bilirlermiş horoz şekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk macunları.
Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmayı.

Bilirlermiş o hakkında türlü şeyler söylenen evdeki garip adamdan korkmayı, küsmeyi, ayni kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş, kaybedince kapısı, Teksas'ı, Tommiks'i, Konyakcı'nın dişlerini...

İc içe konan naylon topları, taştan kale direklerini. Üc korner bir penaltıyı.
Üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını....

Otobüsteki biletçinin lastik silgi sarılı kalemini, yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı...
Evlerin arkasındaki odun kömur depolarını.
Yakar topun yakışını. Mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı.
Yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkardığı kahramanı-odleği.
Kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe basma, topaç virtiözlüğünü, çelik çomağı, kırılan camları, toplanan paralari...
Açık hava sinemalarını, frigo buzu...


Sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış.
Yaşlar ilerledikçe bu birliktelik, koruma kollama duyguları bu mahallenin çocuklarının başlarına çok işler açmis.
Daha sonra işsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon, köşeyi dönme, adamını bulma, malı götürme falan derken, herkes yüzünde soluk bir bakış, içinde hayatın yenilgisi, çaresizlikleri, tatminsizlikleri ile başbaşa kalmiş.

Çocukları mı? Çocukları şimdi koca koca apartmanların arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içinde ve yalnız yaşıyorlar.
Anneleri babaları onları çok seviyor.

Beta kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor.
Hafta sonları hep beraber Karum ya da Galleria'dalar.
Okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor.
Çocuklar trafik kaygısıyla, koşedeki markete dahi gönderilmiyor.
Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dersane reytinglerini izliyorlar.

Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar.
Seksek oynamayı degil ama taban puanları çok iyi biliyorlar.
Hayata açılan pencereleri Windows 95, 98......
Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor...
Ve şehrin dışında ağaclar; tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor.
Paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, gürbüz, güvendeki çocukları...


Hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış, dizlerinde yara kabukları olmamış çocukların...

 

Dr. Yalçın ERGİR ( Düş Hekimi ) yazıları

Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

Mutlu olmak için yapılması gerekenler‏ Perşembe, Aralık 17, 2009
Kategori: Hayata dair

Mutlu olmak için yapılması gerekenler‏

1. İmkanlarının altında yaşa
2. Bol bol gülümse. Hem maliyeti sıfırdır, hemde bedeline paha biçilmez.
3. Büyük sözler vermekten korkma ama yerine de getir.
4. Zarif ol. Kimseyi bile bile kendinden soğutma
5. Hüküm vermeden önce her iki tarafı da dinle
6. Sevdigine seni seviyorum deme fırsatını asla kaçırma
7. Kimse tek başına başaramaz. Sana yardımcı olanlara minnet duy
8. Önceliklerini iyi tayin et. Kimse ölüm döşeğinde işyerimde daha fazla zaman geçirseydim demez
9. Güzel giyinmek için çok uğraştığını bildiğin birine “Harika Görünüyorsun” de
10.Hiç kimsenin sözünü kesme. Seni ziyarete gelenleri ayakta karşıla
11.Keşke sözcüğü yerine birdahaki sefere demeyi dene.
12
.İş bitmeden önce asla ödemenin tamamını yapma
13.Biri sana sarıldığında önce O’nun kollarını gevşetmesini bekle
14.Unutma bir insanın en derin duygusal ihtiyacı, takdir edildiğini hissetmesidir
15.Dinlemeyi öğren. Bazı fırsatlar kapıyı hafif tıklatır
16.İnsanlara verdiğin nasihatların tersi davranışlarda bulunma
17.Telefonu coşkulu ve dinamik bir sesle aç.
18.Geniş ol. Rahatla. Ölüm-Kalım gibi durumların dışında hiçbirşey göründüğü kadar önemli değildir.
19
.Başladığın her işi bitir
20.Şükret.
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

GERÇEK AŞK Pazartesi, Aralık 14, 2009
Kategori: Hayata dair

GERÇEK AŞK

Gerçek Aşk Evlilikle Ortaya Çıkar
Gerçek AŞK daima kişisel yarar duygusundan vazgeçme temeli üzerinde yükselir.
AŞK en tehlikeli inançtır.Aşk çok cesur olmayı gerektirir ve cesareti daima sınarhep zorlar.Bu yüzden herkez aşık olamaz.Tehlikeye duyulan ilgigençlik yıllarında daha yoğundur. Kimileri her zaman tehlike içinde yaşamayı seçer ve kimileri hep genç kalır.
Varlık sezgininduygunun ve aşkın bir sırrıdır.Bu kişibu sey yani bireyselyalnız duyumdayalnız aşkta mutlak bir degere sahiptir.Sonlu ve sonsuz orada bulunur.Aşkın sonsuz derinliği ve aşkın gerçeği . bununla yalnız bununla kaimdir.En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklıdır.Böylece genel olarak başımız dışında bulunan bir nesne varoluşun gerçek ve antolojik belgesi aşktırvaroluşun aşktan ve duyumdan başka belgesi yoktur.
Aşk iradenin ereğidir.Her türlü dışsal emir ve baskılardan çok usa . uymak gerekir.İradenin ereği olan bu aşktan başlayıp tutkuda sona eren bir yaşam mutludur.Bizler aşk karekreri ile doğarız.Aşk ruhumuz yetkinleştikçe gelişir ve bizi güzel görünen şeye götürür.Bundan sonra bizim bu alemde sevmekten başka bir şey için var olduğumuzdan kim kuşkulanır ki..?
Şayet ilişki bizleri kendi kendimize karşı gerçekçi olmak adına eğitmek ise değişiklikler otamatiktir.
AŞK karşılıklı oturup birbirinin gözünün içine bakmak değilel ele verip ileride aynı noktaya bakmak ve gene el ele o noktaya doğru ilerlemektir.
AŞKyanındakinin bir şeyler yapma hakkını teslim etmektirsaygıdır.
AŞK zaaflarımızın olduğunu ortaya çıkarırkabullenmektir.
AŞK korumaktır sorumluluktur.
AŞK sizi kucaklayan kolların gittikçe daha çok sarılmasıdır.mutluluktur.
AŞK kocaman yatağın üçte birine sığmaktır yakınlıktır.
AŞK uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır.düşlerin gerçek olmasıdır.
AŞK tanıdığını zannettiğin insanın yeni yanlarını keşfetmektir tazeliktir.
AŞK . asla anlatılmayacak özel bir hikayedir.
Hiç kimse uzun süre evli kalmadıkça gerçek aşkın ne olduğunu anlayamaz…!

Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

Kuyumcu-(Harika bir hikaye)‏ Pazartesi, Aralık 14, 2009
Kategori: Hayata dair

Kuyumcu-(Harika bir hikaye)‏

Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini ğrenmek ister.Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip:"Oğlum" der,"Bunu al, önüne gelen esnafa göster,kaç para verdiklerini sor,en sonra da kuyumcuya göster.Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir. Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.
İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar.
Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: "Buna bir tek lira veririm.Bizim çocuk oynasın"der.

 
İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği  nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.
 
Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der "benim semerlere iyi süs olur.
Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna
bir on lira veririm."

En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden  buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm."
Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: "Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim." Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini  istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..

 
Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.

Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?" 
Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap
verir.

Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir."  Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.
 
Mesele kuyumcuyu bulmaktadır...
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

Hayatin Gercekleri‏ Cumartesi, Aralık 5, 2009
Kategori: Hayata dair

Hayatin Gercekleri‏

Hayatın gerçekleri...
Küçük bir kız tanıyorum... Evinde küçük bir cam kavanozun içinde beslediği bir Japon balığı vardı... Minik, turuncu bir Japon balığı...
Ne yazık ki Japon balıkları uzun ömürlü değiller... Bu küçük balık fazla yaşamaz, bir sabah suyun içinde yan dönmüş olarak bulunurdu...
Babası kızının çok üzüleceğini bildiği için, balığın öldüğünü söylemekten çekinirdi... Kızına balığın hastalandığını ve iyileşmesi için doktora götüreceğini söylerdi... Gider yeni bir Japon balığı alır, kızına getirir ve onun balığı iyileştiği için duyduğu mutluluğu izlerdi... Bu küçük Japon balığı pek çok kez hastalanmış ve “iyileşerek” geri dönmüştü...
...
Bu küçük kızın hikâyesinin bir benzeri yıllar önce başka bir evde yaşanmıştı... Ama farklı bir sonla... Anne ve baba sabah uyandıklarında henüz beş yaşında olan kızlarının Japon balığının öldüğünü gördüler... Üzüldüler çünkü bu kızlarının gözyaşlarına boğulacağı anlamına geliyordu... Üstelik ona ölüm kavramının ne olduğunu da anlatmak zorunda kalacaklardı...


Baba hemen giderek yeni bir Japon balığı almayı ve ölenle değiştirmeyi önerdi...
Böylece kızını “sevdiğini kaybetme” gerçeğinden koruyabilecekti ama izin vermedi anne ve şöyle dedi:
“-Hayır, bunu yaparsak hayatta gerçeklerle yüzleşmeyi asla öğrenemez... Sevdiği bir şeyi kaybetmeyi ve bununla baş edebilmeyi öğrenmeli... Hayatta her şeyin insanlar için olduğunu öğretmeliyiz kızımıza...”
...
Kızları uyandığında balığının öldüğünü söylediler ona... Balık küçük bir karton kutuya konuldu ve bahçede uygun bir yere gömüldü...
Küçük kız balığının ölümünden dolayı duyduğu üzüntüyü çoktan unuttu ama annesinden aldığı dersi hâlâ unutmadı:
 

“-Hayatta her şey insanlar içindir”...
 

Hayatta her şeyin insanlar için olduğunu bilirseniz, başınıza gelen kötü olayları, acıları, üzüntüleri olgunlukla karşılayabilirsiniz...
Hayatın size karşı adaletsiz davrandığını düşünmeden, kendinize acımadan...
Olduğu haliyle kucaklayabilirsiniz hayatı... Acısıyla tatlısıyla... Böyle yaptığınız zaman ilerleyebilirsiniz ancak... “Hem hayatın cennet gibi olacağını kim söyledi ki” diye sorarak bitiriyor hikâyesini;  (...Carol S. Pearson)

Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

1 bardak kolanın vücudunuzdaki seyahati‏ Çarşamba, Kasım 25, 2009

1 bardak kolanın vücudunuzdaki seyahati‏

Cola ile felakete götüren 60 dakika

 

İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, bir bardak Cola’nın 60 dakikada vücuda verdiği zararları anlattı. İşte felakete götüren kısır döngü.

 
İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, Cola’nın zararları hakkında ilginç açıklamalarda bulundu.
1. İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan ’fosforik asiddir’.
2. İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar.
3. 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir.
4. 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.)
5. 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur.
6. Tekrar kolaya ve tatlılara saldırısınız.
7. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde LEPTİN ve İNSÜLİN DİRENCİ gelişir.
8. Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.

 

Hala cola içmek isyermisiniz? Yoksa taze sıkma portakal ve nar suyumu sıktırırsınız gittiğiniz restaurantlarda?

Maalesef sıkma portakal suyu yok!! Diyen lokantaları protesto edin. 20 milyon liraya bir meyve sıkma makinası aldırın. Aksi halde bir daha gelmeyeceğinizi söyleyin..

Sağlığımıza dikkat edelim. Restaurantlarda Cola, Fanta, Zero varsa. Sıkma taze portakal, mandalina, kivi suları da olsun.


Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

Ankara'daki Kandil Dağı‏‏ Cumartesi, Kasım 14, 2009
Kategori: Haber

Ankara'daki Kandil Dağı‏‏

Fatih ALTAYLI'NIN YAZISI ....okunması gerek

 Ankara'nın Göbeğinde Kandil
 Dağı mı Var ?
 Fatih
 ALTAYLI

 Üç
 gündür bekliyorum, büyük medyadan birisi sesini
 çıkaracak mı diye..


 Tıs yok. Çıt yok.
 Bırakın medyayı, yargıdan ses yok, Türkiye'yi
 yönetenlerden ses yok.

 Hafta sonunda televizyonlardan DTP'nin
 "Güvencinlerin iş başına getirildiği"
 kongresini izledim. İzlemez olaydım. Kongre tam bir PKK
 kongresiydi. Kandil dağında yapılsaydı, bundan farklı,
 bundan öte yapılamazdı. Abdullah Öcalan ve Murat
 Karayılan'ın kardeşleri kongre salonunda kendilerine
 ayrılan özel bir bölümde oturdular. Parti önderliğini
 temsilen.


 Dört bir yanda Öcalan posterleri, PKK'nın askeri ve
 siyasi kanatlarının afişleri vardı. 20 bin kişi
 'Öcalan'a özgürlük' diye bağırdı. Ve daha
 vahimi, çok daha vahimi DTP Kongresi boyunca çalınan,
 salondakilerin halay çektiği, bir dakika bile susmayan bir
 "Türküydü". İşte bu türkü kanımı
 dondurdu.


 Türkünün adı "Oramar türküsü" Öyle
 herhangi bir türkü değil. Yeni bir türkü. Türküyü
 yazan kim biliyor musunuz? Dağlıca Baskını'nı
 düzenleyen teröristler. DTP Kongresi boyunca çalınan bu
 türkü bir Dağlıca baskını güzellemesi. Kendilerince
 baskını anlatıyorlar. Gerilla dedikleri teröristlerin
 Dağlıca'ya nasıl geldiğini, Türk askerini nasıl
 vurduğunu, silahların nasıl konuştuğunu, askerlerimizin
 nasıl çaresiz kaldığını anlatan ve Dağlıca
 Baskını'nı yapan teröristlerin övüldüğü,
 Dağlıca Baskını'nı kutsayan bir türkü. Ve bu
 "Terör türküsü" DTP Kongresi boyunca fon
 müziği olarak durmaksızın çalındı.


 Ve üç gündür bekliyorum, kimseden ses seda çıkmadı.
 Bırakın gazeteleri, savcılardan bile çıt çıkmadı.
 Sadece basın savcılığı, basın suçları açısından
 bir inceleme başlatmış. Teröre methiye düzülüyor,
 Dağlıca Baskını'nı yapan teröristler övülüyor
 ve kimsenin kılı kıpırdamıyor!


 Niye?

 Ben bilmiyorum. Kimse çıkıp da "DTP legal bir
 parti" demesin. Legal partilerin terörü övme,
 kutsama hakkı olamaz. İşçi Partisi'ne terör
 suçlaması yapılıyor, DTP ise terör türküleri
 çalıyor.


 İş mi bu!

 Ve bütün bunlar Ankara'nın göbeğinde oluyor.
 Ankara'da bir spor salonu Kandil Dağı'na
 çevriliyor.. Tınan yok. Terör türküleri, Öcalan
 posterleri Ankara'nın göbeğinde. Öcalan'ı
 Türkiye'ye getiren Albay ve İmralı'nın bağlı
 olduğu orgeneral hapiste.


 Bunlar birbiriyle doğrudan bağlantılı gelişmelerdir
 diyemem ama ilgi çekici bir durum olduğu net bir şekilde
 ortadadır. Türkiye'nin içinde bulunduğu süreci ve
 gideceği yönü de anlamamızda yardımcı olan bir
 tespittir. Türkiye'yi yönetenler, Türkiye'nin
 geleceğini şekillendirenler, ister asker olsun, ister
 sivil, ister bürokrat olsun ister siyasetçi bu durumun
 farkında mıdır onu da bilmiyorum.


 Ancak böyle giderse Türkiye önümüzdeki 20 yıl içinde
 ciddi bir toprak kaybıyla karşılaşacaktır. En az ikiye
 bölünecektir. Hatta bölünmeden de öte bir durum söz
 konusudur. Bugünün "Terörle mücadele
 kahramanlarını n" yarın bir gün "Savaş
 suçlusu" olarak aranması bile ihtimal dahilindedir.


 Türkiye şimdiye kadar hiç karşılaşmadığı bir
 tehditle karşı karşıyadır. Ve ne yazık ki, bu tehdidi
 idrak edebilecek bir "Dingin kafa" Türkiye'de
 ortalıkta görünmemektedir.

 Bugün Türkiye'nin sorumlu mevkilerinde oturanlar,
 tarih önünde bu hesabı verecektir!





--
Niceleri geldi neler istediler
Sonunda dunyayi birakip gittiler
Sen hic gitmeyecek gibisin degil mi
O gidenler de senin gibiydiler
Bu dunya kimseye kalmaz bilesin
Ergec kuyusunu kazar herkesin
Tut ki nuh kadar yasadin zorbela
Sonunda yok olacak sen degilmisin

         Ömer Hayyam
Yorumlar (12) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

DIŞİŞLERİ BAKANI’NA AÇIK UYARI Pazartesi, Ekim 26, 2009
Kategori: Haber

DIŞİŞLERİ BAKANI’NA AÇIK UYARI

DIŞİŞLERİ BAKANI’NA AÇIK UYARI

 

Bay Ahmet Davutoğlu,

Dışişleri Bakanı

Ankara

 

Kıbrıs ve Ermenistan konularında gazetelere verdiğiniz demeçlerle, televizyon kanallarında yaptığınızı konuşmalarla halkımızı aldatıyor, kandırıyor ve düpedüz yalanlar söylüyorsunuz.

Bakın, nasıl yalan söylediğinizi anlatayım.

Avrupa Birliği (AB), 6 Ekim 2004 tarihinde Türkiye’ye üç rapor verdi: İlerleme Raporu, Öneriler Raporu ve Etkiler Raporu.

AB bu raporlarda; Kıbrıs’ın Rumlara verileceğini, sözde Ermeni soykırımının tanınacağını, Ermenistan’la diplomatik ilişkiler kurulup sınırların açılacağını, Güneydoğu Anadolu’da bir Kürt devletinin kurulmasına giden yolun üzerindeki engellerin kaldırılacağını açıkça yazdı.

Sizin hükümetiniz bu raporların tümünü kabul etti.

Oysa siz, sanki bu gerçeği bilmiyormuşsunuz gibi 1 Eylül 2009 günü Kıbrıs’ta çözümle ilgili şöyle diyordunuz:[1]

“Türk diplomasisi esnektir ama nerede ‘hayır’ diyeceğini bilir.”

 

Bay Bakan,

Siz hangi esneklikten söz ediyorsunuz? Yukarıda sözünü ettiğim raporlardaki tüm koşulları kabul eden hükümetiniz, AB’nin öne sürdüğü hiçbir koşula ‘hayır’ dememiştir!

 

Devam ediyorum.

29 Ekim 2004 günü Roma’da, AB’nin 25 üyesi, AB Anayasasını gösterişli bir törenle imzaladılar. Sizin bugünkü cumhurbaşkanınız Abdullah Gül ve bugünkü başbakanınız Recep Tayip Erdoğan bu şatafatlı törene katılıp, ayrı bir belgeye imzalarını koyarak AB Anayasasını kabul ettiler.

Hiç bilmez olur musunuz, AB Anayasasını o gün imzalayan 25 üyeden biri de, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni temsil eden Rum Devlet Başkanı idi! Abdullah Gül ve Recep Tayip Erdoğan, işte o tarihte Kıbrıs’ın Rumlara verilmiş olduğunu kabul ettiler.

Oysa şimdi siz tutmuş şöyle diyorsunuz:

“Yani taktik oyalamalar, zaman kazanma çabaları ve Türkiye’nin üzerinde bir AB baskısı oluşturma gayretleri iyi niyetle bağdaşmaz”[2]

 

Bay Ahmet Davutoğlu,

Asıl taktik oyalamalarla zaman kazanma çabaları içinde bulunan siz ve hükümetinizdir. Amacınız ‘hazmettire hazmettire’ Kıbrıs’ın Rumlara verilmiş olduğu gerçeğini Türk halkına kabul ettirmektir.

AB belgelerinin tümünde Kıbrıs’tan ‘Republic of Cyprus’ yani Kıbrıs Cumhuriyeti olarak söz edilmekte, yönetimin de Rumlarda olduğu açıkça yazılmaktadır.

AB belgelerinin hiçbirinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) diye bir varlığın adı geçmemektedir.

Bu gerçeği çok iyi bildiğiniz halde, KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Örgün ile Ankara’da göstermelik bir basın toplantısı yapıyor;

“Rumların anlaşma istediğinden emin değiliz.’

Diyerek gerçekleri birlikte saptırmaya çalışıyordunuz.

 

Bitmedi, anlatmayı sürdürüyorum.

17 Aralık 2004 tarihinde başbakanınız Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel’de AB Başkanlar Konseyi’nin Türkiye ile ilgili aldığı bir dizi çok ağır kararı olduğu gibi kabul etti. Kararlar o kadar ağırdır ki, İsveç’i Konsey’de temsil eden İsveç Başkanı dayanamayıp şöyle demek zorunda kalmıştır:

“Türkler kalıcı kısıtlamaları kendileri kabul ettiler. Biz olsaydık kabul etmezdik. Eğer Türk tarafı karşı çıksaydı, biz de onları desteklerdik!” Kıbrıs’ın Rumlara verilmesi ve Ermenistan’ı tatmin edecek biçimde sınırların açılması bu kararların en başta gelenleriydi. O günkü hükümetiniz bu ağır koşulları içeren kararları kabullenmekle kalmadı, kendisine bağımlı medyanın da çığırtkanlığıyla Ankara’da taraftarlarına davullu zurnalı bayram yaptırdı.

 

Bay Bakan,

Gazetecilerin, Türk limanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması ihtimaline ilişkin soru sorması üzerine, gündemde şu anda böyle bir konu olmadığını söyleyerek şöyle konuştunuz:

“Biz daha önce de bu konuyu değişik tecrübelerle yaşadık. Parça çözümlerin, parça tekliflerin nihai sonucu elde etmede çok etkili olmadığını gördük.”

Siz, hangi parça çözümlerden söz ediyorsunuz? Hükümetiniz, Kıbrıs’ın tümünü Roma’da ve Brüksel’de Rumlara teslim etmedi mi, imzaları atmadı mı?

 

Bay Ahmet Davutoğlu,

Hem siz, hangi limanlarımızdan söz ediyorsunuz?

Eski maliye bakanınız Kemal Unakıtan’ın, babalar gibi, “Her şeyi satacağız… Limanları da satacağız” dediğini ne çabuk unuttunuz!

Bakın, Recep Tayyip Erdoğan 5 Şubat 2005 günü İzmir’de neler söylüyordu:[3]

“Artık limanları devlet eliyle yürütme devri kapandı. Buraları özel sektör alsın, gerekli yatırımları yapsın ve işletsin. Biz de engelleri kaldıralım. Hamdolsun, şu ana kadar sattığımız limanlar çok modern hale geldi. Dileriz İzmir limanı da böyle modern hale gelir.”

 

Bay Bakan,

AKP hükümetleri, devletimizin, yani halkımızın neyi varsa nerdeyse hepsini özelleştirme adı altında satıp bitirdi.

Bakın başbakanınız söylüyor, devletin elinde liman kalmadı! Limanlarımızın yabancıların eline geçmesini sağlamak için hükümetiniz, tüm engelleri kaldırdı!

Bir daha soruyorum, siz hangi limanlarımızdan söz ediyorsunuz?

Bakın limanlarımız nasıl birer birer elimizden çıktı:

 

Ege Denizi’ndeki Limanlarımız

 

İzmir Limanı: 1 milyar 275 milyon dolara, Hong Kong merkezli Hutchison Whampoa şirketine satıldı. Türkiye’nin en büyük konteynır ihracat limanı olan İzmir Alsancak Limanı’ndan, yılda ortalama 30–35 milyon TL net gelir elde ediliyordu.

Kuşadası Limanı: 02.07.2003 tarihinde, 24 milyon 300 bin dolara, Siyonist Sami Ofer’e verildi.                                                                                                Dikili Limanı: 20.11.2003 tarihinde, 4 milyon 250 bin dolara, Dikili Liman ve Turizm İşletmeleri A.Ş.’ye satıldı.

Marmaris Limanı: 26.01.2001 tarihinde, 14.900.000 dolara, Marmara liman İşletme A.Ş.’ye devredildi.

 

Akdeniz’deki Limanlarımız

 

Antalya Limanı: 31.08.1998 tarihinde, 29 milyon dolara, Siyonist Ofer’in eline geçti.

Alanya Limanı: 28.11.2000 tarihinde, 1 milyon 600 bin dolara, Alanya Liman İşletmesi Den Tur A.Ş.’ye satıldı.

İskenderun Limanı: 09.09.2005 tarihinde, PSA-Tekfen ortaklığına satıldı ancak satış sonradan iptal edildi. O günden bugüne limanda hiçbir yatırım yapılmadı, çürümeye terk edildi. Amaç, sotada bekleyen sansarlara çok ucuza devretmek!

Mersin Limanı: 04.08.2005 tarihinde, Singapur PSA’ya satıldı. Limanın adı, ‘Mersin International Port’ olarak değiştirildi. Eylül 2005’de satış iptal edildi. Akbabalar takipte.

 

Karadeniz’deki Limanlarımız

 

Sinop Limanı: 30.06.1997 tarihinde, 800 bin 944 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye devredildi.

Ordu Limanı: 30.06.1997 tarihinde, 1.607.887 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye satıldı.

Giresun Limanı: 30.06.1997 tarihinde, 3.203.774 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye verildi.

Rize Limanı: 06.08.1997 tarihinde, 5.606.605 dolara, Asım Çillioğlu O.G.G’ye satıldı.

Hopa Limanı: 17.06.1997 tarihinde, 4.004.718 dolara, Park denizcilik ve Hopa Liman İşletmesi A.Ş’ye devredildi.

Trabzon Limanı: 20.11.2003 tarihinde, 20.160.000 dolarla ihaleye çıktı.

Samsun Limanı: 12.06.2006 tarihinde, 5 milyon dolarla ihaleye çıktı.

 

Burada bir açıklama yapmam gerekiyor.

Büyük çaplı özelleştirmelerde, başta Siyonistler olmak üzere Amerikalılar ve Yunanlılar bazı Türk şirketlerini paravan olarak kullanmışlardır. Tıpkı Siyonist İsrail devleti kurulmadan önce, Filistin’de toprak alımı yapan terörist Siyonistlerin bazı Arapları paravan olarak kullanmış olduğu gibi… Bazı limanlarımızın özelleştirilmesinde Hayyam Garipoğlu ve Alaaddin Çakıcı gibi isimlerin ortaya çıkmış olması bunun en açık kanıtıdır.  

 

Marmara Denizi’ndeki Limanlarımız

 

Zeytinburnu Limanı: Paravan şirketler aracılığıyla Siyonist Sami Ofer’e satıldı.

Tekirdağ Limanı: 104.923.599 dolara, Akkök Şirketler grubu’na devredildi.

Bandırma Limanı: 175 milyon dolara, Çelebi OGG’ye teslim edildi.

 

Bay Bakan,

Şimdi size soruyorum. Siz, hangi limanlardan söz ediyorsunuz?

Hem devletin limanlarını birer birer satıyor hem de dönüp, limanlarımıza Kıbrıs Rum bandıralı gemileri sokmamaktan söz ediyorsunuz!

Acaba doğduğunuz kentin limanına mı Rum bayraklı gemileri sokmamakta direniyorsunuz, ama ne yazık ki Konya’nın da limanı yok!

 

Bay Ahmet Davutoğlu,

Bir televizyon programında yaptığınız konuşmada, hükümetinizin bölgede ciddi bir ‘aktör’ olduğunu, önemli bir ‘rol’ oynadığını söyleyip durdunuz.[4]

Aktör, rol ve oyun; çok yüce bir sanat dalı olan tiyatroya özgü sözcüklerdir. Tiyatronun dışında kullanıldığında bu sözcükler ‘sahtecilik’, ‘aldatmacalık’ ve ‘yalancılık’ içerirler.

Sizin partiniz iktidar olmadan önce diplomasi dilinde ‘devlet adamı’ ve ‘onurlu ve şerefli tavır’ kavramları vardı.

Artık devlet adamı yok, aktör var!

Onurlu ve şerefli duruş yok, rol var!

Bağımsızlık ve ulusal egemenlik ilkelerini savunma yok, oyun var!

Aslında bu durum pek de yadırganamaz. Çünkü ABD’nin buyruğunda AB Mandasını kabul etmiş yöneticiler elbette ‘devlet adamı’ olamazlar, onlar senaryosunu emperyalistlerin yazdığı oyunlarda rol alıp sadece sıradan ‘aktör’ olabilirler.

 

Bay Bakan,

Türk halkının çok küçük bir azınlığını sonsuza dek uyutabilir, yarısına yakınını da en çok on yıl süreyle kandırabilirsiniz. Ama Türk halkının ezici çoğunluğunu sonsuza dek aldatamazsınız!

 

Bay Ahmet Davutoğlu,

Çok hayranı olduğunuz AB ülkelerinde; aldatarak, kandırarak, yalanla dolanla işler çevirenlere ‘Con Man’ denilir.

Sizi, açıkça uyarıyorum.

Başta Kıbrıs ve Ermenistan olmak üzere, AB ile ilgili tüm konularda halkımızı aldatmaya ve kandırmaya yönelik yalanlar söylemeyi sürdürürseniz, sizi, Türkiye siyasetindeki ‘Con Man’ olarak ilan edeceğim!

 

Yılmaz Dikbaş

Araştırmacı Yazar

6 Ekim 2009 

dikbas@kalinka.com.tr

www.kalinka.com.tr

Yorumlar (1) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

DOMUZ GRİBİ (H1N1) KONTROLÜ!!! Perşembe, Eylül 24, 2009

DOMUZ GRİBİ (H1N1) KONTROLÜ!!!

DOMUZ GRİBİ (H1N1) KONTROLÜ!!!

 

Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar.

Tolstoy

 

İnternette hazırlanan haritada domuz gribinin yayıldığı ülkeler belirlenmiş ve bu ülkeler arasında Türkiye`de yar almaktadır. (http://www.healthmap.org/swineflu)

 

Değerli arkadaşlar,

Meksikada ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılan Domuz gribi (H1N1) hem tüm dünya için hem de ülkemiz için büyük tehlike içermektedir. Yayılma giderek artmaktadır. Dünyadaki ölüm sayısı 3486 oldu.

 

Bu tehlikeye karşı Sağlık Bakanlığımız yetkilileri, Mayıs ayında hava alanlarımızdaki yolcu gelişlerinde olası domuz gribi(H1N1) vakalarının tesbiti için termal kameralar kullanmaya başlamıştı. Herbiri 20.000 euro olan kameralardan, diğer hava alanlarımıza ve yolcu geliş mekanlarımıza da monte edilmişti. Hatta ilk H1N1 vakası da bu kameralar yardımıyla, KLM Havayolları`na ait uçakla 14 Mayıs`2009 da İstanbul`a gelen 27 yaşındaki Irak asıllı bir Amerikalının domuz gribi`ne (influenza A/H1N1) yakalandığı belirlendi.

 

Ancak ne hikmetse, hava alanlarımıza tam kontrol sistemi kurulmuş ve ekipler eğitilmiş ve de yabancı yolcu gelişleri termal kameralar ile kontrol altına alınmışken, şimdi bu termal kameralar ve uçaklardan inen yolculardan alınan yazılı bilgi formları kaldırılacakmış!!! Neden???

 

Üstelik bu sırada hacı adaylarımız Suudi Arabistana gidecekler ve dünyanın değişik ülkelerinden gelen yüzbinlerce adaylarla aynı ortamı paylaşacaktır. Bu kişilerden kapacakları virüsleri ülkemize taşıyabilirler. Lütfen ilk kez hacı olacakların dışındaki tüm adayların, bir kez daha düşünmesini ve seneye hacca gitmelerini rica ediyorum. Umarım bu seyahatleri öncesi tüm hacı adaylarımızın aşılanmaları gerçekleşir. Dönüşlerinde de hava alanlarımızda termal kameralar da kaldırılmamış olur.

 

Değerli arkadaşlar,

Domuz gribi A(H1N1) virüsü bulaşıcıdır ve insandan insana geçtiği kanıtlanmıştır. Domuz gribinin de yine mevsimsel griple aynı şekilde yayıldığı düşünülmektedir. Grip virüsleri insandan insana öksürük ve hapşırma yoluyla bulaşmaktadır. Grip virüsü bulaşan bir yere dokunulduktan sonra, eller ağız ya da buruna götürüldüğünde de hastalık bulaşabilir. Domuz gribi solunum yoluyla bulaşmaktadır; bu yüzden etkili bir korunma yöntemi bulunmamaktadır. Ancak, tedbir olarak, solunum maskeleri dışında, özellikle kalabalık ortamlarda bulunduktan sonra, eller sıklıkla sabun ve su ya da alkol içerikli kimyasallar ile yıkanmalıdır. İnsanlar ellerini yıkayamadıkları durumlarda, ağızlarına, burunlarına ve gözlerine elleriyle dokunmaktan kaçınmalıdır. Eğer öksürme ve hapşırma gerekiyorsa ağız bir bez ya da kağıt ile kapatılmalı ve kullanılan kağıt ya da bez hemen çöpe atılmalıdır (Bir hapşırmanın 150 kişiyi enfekte edebileceği belirtiliyor).

 

Bugün tüm okullarımız açıldı. Çocuklarımızı her gün kontrol altında tutalım. Özellikle sınıf öğretmenlerimizi ve öğrenci servis yeneticilerini uyaralım. Yüksek ateş şikayeti ile gelen öğrencileri hemen sınıfa almasınlar. Öncelikle ailesini uyarıp, gereken kontrolların yapılmasını sağlasınlar. Aksi halde okullarımız olası domuz gribi yayılmasında en müsait ortam olacaktır.

 

Değerli arkadaşlar,

Çin’de kendilerinin ürettiği aşılarla, aşılama işlemleri bu hafta başladı ve yıl sonuna kadar 65 milyon kişi aşılanmış olacakmış. Umarım ülkemizde de en kısa sürede aşı üretimini başarırız ve aşılanma işlemleri bir an evvel başlar ve de değerli halkımızı koruma altına almış oluruz.

 

Sevgi ve saygılarımla (24.09.2009).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

 

NOT:

Ev ve işyerleriniz ile araçlarınızda, temiz ve kullanılmamış solunum maskelerinizin olmasına dikkat edin lütfen. Herhangi bir şüpheli olayda sizin solunumuzunu korumanın en kolay yöntemi maske takmaktır.

Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........





<<< ::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::


İletişim.adresi.TIKLA


SİTEMİZ.HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİZ

TÜRKİYEMİZİN.DOST DÜŞMANLARI


umudumsensin
Banner degişimi için yukarıdaki
kodlardan birini sitenize ekleyiniz
banner degişimi için lütfen
yorum bölümüne not bırakınız.


Image Hosted by ImageShack.us
nurdanhicyilmaz
Image Hosted by ImageShack.us
_´¯ Eğlence Ve Download Dünyasına TIKLAYIN... ¯`_
gonca
seraplaherseyyy
'Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
mamila
didems
"
oznurla
yurdanur45
Nur Alemi

hamaratkız

ksk60
FreeCity
cisil2006