|

|
|
<%ArchiveInfo%>
bir kadın çocuktur aslında
Çarşamba, Şubat 10, 2010
bir kadın çocuktur aslında
….Bir kadın çocuktur aslında…..çocuk gibi davranmayı sever.erkeğin kendisine bir çocuğa gösterdiği şefkati göstermesini ister... Bir çocuğu okşar gibi incitmekten korkarak sevmeli erkek kadını..ama hiç bir kadın çocuk muamelesi görmek istemez.söylediği şeyler çocukça da olsa dinlenilmesini,dikkate alınmasını ister... Yani bir kadının çocukluk yapmasına izin vereceksiniz;ama asla onu bir çocuk olarak görmeyeceksiniz.. Bir kadın güçlüdür aslında.hatta erkeklerden çok daha güçlüdür.ama bu gücünü herzaman ortaya koymasını sevmez... ister ki,erkeğin gücü kendisine huzur versin.kendi kendine yapabileceği şeyleri bile erkeğin yapmasını bekler.böylece hem daha kadın olduğunu hissedecektir hem de erkeğinin ne kadar güçlü olduğunu görecektir.ancak kadın gücünü göstermek istediğinde onu engelleyemezsiniz.yapmak istediği birşey varsa mutlaka yapar. Bir kadın sevgidir aslında.içinde her zaman sevgiyi taşır.sevdiklerinden kolay ayrılamaz.sevdiklerini kolay kolay kıramaz.zor sever;ama,tam sever. Bir kadının tam anlamıyla sevebilmesi için yüreğinin kabul ettiğini beyninin de kabul etmesi gerekir ve sevmezse de onu asla sevmeye zorlayamazsınız. Bir kadın yalnızdır aslında.hiçbir zaman kadını bütünüyle elde edemezsiniz...kendisine ait bir dünyası vardır ve orada hep yalnızdır...o dünyaya kimsenin girmesine izin vermez,hiçbir anahtar o dünyanın kapısını açamaz... yalnızlık onun sığınağıdır...o sığınağa ne zaman gireceğine,ne kadar kalacağına hep kendisi karar verir.sığınaktayken oradan çıkmaya zorlarsanız,onu sonsuza dek kaybedebilirsiniz. Bir kadın çılgındır aslında.neler yapabileceğini erkek aklı hayal bile edemez...üreticiliğinin sınırı yoktur....ama bunu ortaya çıkartmak için hayatının erkeğini bekler.hoyratça harcamaz üreticiliğini.sadece erkeğine saklar...bir kadının gerçek erkeği olmayı başarabilmişseniz çok şanslısınız demektir.çünkü hayatın içinde olan herşey ancak kadınlar olduğunda anlam kazanıyor.yemek yemek,su içmek bile.bir kadının elinden içtiğiniz suyla kendi kendinize bardağı doldurup içtiğiniz su arasındaki lezzet farkını anlayabiliyormusunuz? anlıyorsanız ne mutlu size.anlamıyorsanız ne yazık ki yaşamıyorsunuz bir kadını ağlatırken çok dikkat edin..!!! çünkü Allah gözyaşlarını sayar..!!!! kadın;erkeğin kaburgasından yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı..!!! öyle olsaydı ezilirdi!!! üstün olsun diye başındanda yaratılmadı!! AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI; Eşit olsun diye; Kolun biraz altında;Korunsun diye!!! KALP HİZASINDA SEVİLSİN DİYE!!!
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
yeni yıllınız kutlu olsun
Perşembe, Aralık 31, 2009
yeni yıllınız kutlu olsun
Tüm arkadaşların yeni yıllını kutlar saglık,huzur,mutluluk,barış ve savaşsız terörsüz bir yaşam diliyorum
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Su içme zamanlari!
Perşembe, Aralık 17, 2009
Su içme zamanlari!
Su icmek icin uygun zamanlama

Correct timing to take water will maximize its effectiveness to Human body.
Su icmek icin uygun zamanlama suyun insan vucudundaki etkinligini azamiye cikaracaktir.
Two (02) glass of water - After waking up - Helps activate internal organs
Uyanir uyanmaz 2 bardak su - Ic organlari aktive eder
One (01) glasses of water - 30 minutes before meal - Help digestion
Her yemekten 30 dakika once 1 bardak su - Hazma yardim eder
One (01) glass of water - Before taking a bath - Helps lower blood pressure
Banyodan once 1 bardak su - Tansiyonun dusmesine yardim eder
One (01) glass of water - Before sleep - To avoid stroke or heart attack
Uykudan once 1 bardak su - Kalp krizini ve felci onler
1. Beynimizin % 75' i sudur.
2. Vucut isisini duzenler.
3. Hucrelere gida ve oksijen tasir.
4. Solunum icin oksijeni nemlendirir.
5. Yediklerimizi enerjiye cevirir.
7. Atiklari (oksitleri) yok eder.
8. Hayati organlarimizi korur ve rahatlatir..
9. Kemiklerin % 22' sidir.
10. Gidalari absorbe etmesinde vucuda yardim eder.
11. Adalelerin % 75' idir.
12. Eklem yerlerini rahatlatir / yastik vazifesi gorur).
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
MAHALLE
Perşembe, Aralık 17, 2009
MAHALLE
Mahalle
Yaşı yeterince olgun olanlar hatırlarlar Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok güzel bir ülkede mahalleler varmış. Bu mahallelerin çocukları birbirlerini çok severlermiş.
Dışarıdan gelen parolalı bir ıslığa uçarak aşağı iner, beraber olacakları anları iple çekerlermis. Kavga etseler de kin tutmaz, her gün yeniden dünyalar kurarlarmış.
Herkeste paylaşma duygusu, sevgi ve arkadaşlarını kollama duygusu yavaş yavaş gelişirmiş. O zamanlar çocuklar okula servis ile değil, köşe başında buluşarak giderlermiş.
Onların yolunu gözlememiş evdeki bilgisayar, şehrin en iyi dersanesi, hazırlık kursları. Bilmezlermiş; hamburgeri, MTV'yi,Interneti, cep telefonunu, tetrisi, nintendoyu... Bilirlermiş duvarların üzerinde sohbet etmeyi, hatıra defterleri doldurup sevgileri kesfetmeyi.
Bilirlermiş horoz şekercisini, elleri kirli macuncunun tornavida ile koyduğu rengarenk macunları. Eve gitmeyi unutmayı, hava kararınca dayak yemeyi, sonra bir ıslıkla tekrar aşağıya kukalı saklambaca kaçmayı.
Bilirlermiş o hakkında türlü şeyler söylenen evdeki garip adamdan korkmayı, küsmeyi, ayni kıza asılmayı, torbalarla misket toplamayı, gıcır köstek ayırmayı, değiş tokuş, kaybedince kapısı, Teksas'ı, Tommiks'i, Konyakcı'nın dişlerini...
İc içe konan naylon topları, taştan kale direklerini. Üc korner bir penaltıyı. Üzerine apartman yapılan top sahalarını, sonra o apartmana taşınan yeni dostları ve onları kapma yarışını....
Otobüsteki biletçinin lastik silgi sarılı kalemini, yoğurtçuyu, kalaycıyı, hallacı... Evlerin arkasındaki odun kömur depolarını. Yakar topun yakışını. Mantarlı gazoz kapaklarını, yaldız kazımayı. Yandaki mahalle ile alınan kavgayı, her kavganın çıkardığı kahramanı-odleği. Kan kardeşliğini, ip atlama, lastiğe basma, topaç virtiözlüğünü, çelik çomağı, kırılan camları, toplanan paralari... Açık hava sinemalarını, frigo buzu...
Sonra zamanla bu güzel ülkede durumlar değişmeye başlamış. Yaşlar ilerledikçe bu birliktelik, koruma kollama duyguları bu mahallenin çocuklarının başlarına çok işler açmis. Daha sonra işsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon, köşeyi dönme, adamını bulma, malı götürme falan derken, herkes yüzünde soluk bir bakış, içinde hayatın yenilgisi, çaresizlikleri, tatminsizlikleri ile başbaşa kalmiş.
Çocukları mı? Çocukları şimdi koca koca apartmanların arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde, sanal bir dünyada, emniyet içinde ve yalnız yaşıyorlar. Anneleri babaları onları çok seviyor.
Beta kapmasınlar diye kalabalık ortamlara hiç sokmuyor. Hafta sonları hep beraber Karum ya da Galleria'dalar. Okul servisleri çocukları neredeyse yataklarından alıyor. Çocuklar trafik kaygısıyla, koşedeki markete dahi gönderilmiyor. Babalar şirketlerin bilançolarını, çocuklar da dersane reytinglerini izliyorlar.
Hepsi birer test uzmanı, sayısal-sözel yuvarlanıp gidiyorlar. Seksek oynamayı degil ama taban puanları çok iyi biliyorlar. Hayata açılan pencereleri Windows 95, 98...... Onlar ekrana, ekran onlara bakıyor ve koca bir hayat dışarıda akıp gidiyor... Ve şehrin dışında ağaclar; tırmanacak, salıncak kuracak, kalp kazıyacak mahalle çocuklarını bekliyor. Paylaşmayan, yalnız, bencil, kafesler içinde, gürbüz, güvendeki çocukları...
Hiç sopa yememiş, ağaçtan düşmemiş, topu yandaki bahçeye kaçmamış, dizlerinde yara kabukları olmamış çocukların...
Dr. Yalçın ERGİR ( Düş Hekimi ) yazıları
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Mutlu olmak için yapılması gerekenler
Perşembe, Aralık 17, 2009
Mutlu olmak için yapılması gerekenler
1. İmkanlarının altında yaşa
2. Bol bol gülümse. Hem maliyeti sıfırdır, hemde bedeline paha biçilmez.
3. Büyük sözler vermekten korkma ama yerine de getir.
4. Zarif ol. Kimseyi bile bile kendinden soğutma
5. Hüküm vermeden önce her iki tarafı da dinle
6. Sevdigine seni seviyorum deme fırsatını asla kaçırma
7. Kimse tek başına başaramaz. Sana yardımcı olanlara minnet duy
8. Önceliklerini iyi tayin et. Kimse ölüm döşeğinde işyerimde daha fazla zaman geçirseydim demez
9. Güzel giyinmek için çok uğraştığını bildiğin birine “Harika Görünüyorsun” de
10.Hiç kimsenin sözünü kesme. Seni ziyarete gelenleri ayakta karşıla
11.Keşke sözcüğü yerine birdahaki sefere demeyi dene. 12.İş bitmeden önce asla ödemenin tamamını yapma
13.Biri sana sarıldığında önce O’nun kollarını gevşetmesini bekle
14.Unutma bir insanın en derin duygusal ihtiyacı, takdir edildiğini hissetmesidir
15.Dinlemeyi öğren. Bazı fırsatlar kapıyı hafif tıklatır
16.İnsanlara verdiğin nasihatların tersi davranışlarda bulunma
17.Telefonu coşkulu ve dinamik bir sesle aç.
18.Geniş ol. Rahatla. Ölüm-Kalım gibi durumların dışında hiçbirşey göründüğü kadar önemli değildir. 19.Başladığın her işi bitir
20.Şükret.
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
GERÇEK AŞK
Pazartesi, Aralık 14, 2009
GERÇEK AŞK
Gerçek Aşk Evlilikle Ortaya Çıkar
Gerçek AŞK daima kişisel yarar duygusundan vazgeçme temeli üzerinde yükselir. AŞK en tehlikeli inançtır.Aşk çok cesur olmayı gerektirir ve cesareti daima sınarhep zorlar.Bu yüzden herkez aşık olamaz.Tehlikeye duyulan ilgigençlik yıllarında daha yoğundur. Kimileri her zaman tehlike içinde yaşamayı seçer ve kimileri hep genç kalır.
Varlık sezgininduygunun ve aşkın bir sırrıdır.Bu kişibu sey yani bireyselyalnız duyumdayalnız aşkta mutlak bir degere sahiptir.Sonlu ve sonsuz orada bulunur.Aşkın sonsuz derinliği ve aşkın gerçeği . bununla yalnız bununla kaimdir.En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklıdır.Böylece genel olarak başımız dışında bulunan bir nesne varoluşun gerçek ve antolojik belgesi aşktırvaroluşun aşktan ve duyumdan başka belgesi yoktur.
Aşk iradenin ereğidir.Her türlü dışsal emir ve baskılardan çok usa . uymak gerekir.İradenin ereği olan bu aşktan başlayıp tutkuda sona eren bir yaşam mutludur.Bizler aşk karekreri ile doğarız.Aşk ruhumuz yetkinleştikçe gelişir ve bizi güzel görünen şeye götürür.Bundan sonra bizim bu alemde sevmekten başka bir şey için var olduğumuzdan kim kuşkulanır ki..?
Şayet ilişki bizleri kendi kendimize karşı gerçekçi olmak adına eğitmek ise değişiklikler otamatiktir.
AŞK karşılıklı oturup birbirinin gözünün içine bakmak değilel ele verip ileride aynı noktaya bakmak ve gene el ele o noktaya doğru ilerlemektir.
AŞKyanındakinin bir şeyler yapma hakkını teslim etmektirsaygıdır.
AŞK zaaflarımızın olduğunu ortaya çıkarırkabullenmektir.
AŞK korumaktır sorumluluktur.
AŞK sizi kucaklayan kolların gittikçe daha çok sarılmasıdır.mutluluktur.
AŞK kocaman yatağın üçte birine sığmaktır yakınlıktır.
AŞK uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır.düşlerin gerçek olmasıdır.
AŞK tanıdığını zannettiğin insanın yeni yanlarını keşfetmektir tazeliktir.
AŞK . asla anlatılmayacak özel bir hikayedir.
Hiç kimse uzun süre evli kalmadıkça gerçek aşkın ne olduğunu anlayamaz…!
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Kuyumcu-(Harika bir hikaye)
Pazartesi, Aralık 14, 2009
Kuyumcu-(Harika bir hikaye)
Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini ğrenmek ister.Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip:"Oğlum" der,"Bunu al, önüne gelen esnafa göster,kaç para verdiklerini sor,en sonra da kuyumcuya göster.Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir. Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar. Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir; sonra: "Buna bir tek lira veririm.Bizim çocuk oynasın"der. İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü defa bir semerciye gidir: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm." En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm." Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: "Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim." Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker. Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler.. Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.
Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?" Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir. Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir." Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır. Mesele kuyumcuyu bulmaktadır...
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Hayatin Gercekleri
Cumartesi, Aralık 5, 2009
Hayatin Gercekleri
Hayatın gerçekleri... Küçük bir kız tanıyorum... Evinde küçük bir cam kavanozun içinde beslediği bir Japon balığı vardı... Minik, turuncu bir Japon balığı... Ne yazık ki Japon balıkları uzun ömürlü değiller... Bu küçük balık fazla yaşamaz, bir sabah suyun içinde yan dönmüş olarak bulunurdu... Babası kızının çok üzüleceğini bildiği için, balığın öldüğünü söylemekten çekinirdi... Kızına balığın hastalandığını ve iyileşmesi için doktora götüreceğini söylerdi... Gider yeni bir Japon balığı alır, kızına getirir ve onun balığı iyileştiği için duyduğu mutluluğu izlerdi... Bu küçük Japon balığı pek çok kez hastalanmış ve “iyileşerek” geri dönmüştü... ... Bu küçük kızın hikâyesinin bir benzeri yıllar önce başka bir evde yaşanmıştı... Ama farklı bir sonla... Anne ve baba sabah uyandıklarında henüz beş yaşında olan kızlarının Japon balığının öldüğünü gördüler... Üzüldüler çünkü bu kızlarının gözyaşlarına boğulacağı anlamına geliyordu... Üstelik ona ölüm kavramının ne olduğunu da anlatmak zorunda kalacaklardı...
Baba hemen giderek yeni bir Japon balığı almayı ve ölenle değiştirmeyi önerdi... Böylece kızını “sevdiğini kaybetme” gerçeğinden koruyabilecekti ama izin vermedi anne ve şöyle dedi: “-Hayır, bunu yaparsak hayatta gerçeklerle yüzleşmeyi asla öğrenemez... Sevdiği bir şeyi kaybetmeyi ve bununla baş edebilmeyi öğrenmeli... Hayatta her şeyin insanlar için olduğunu öğretmeliyiz kızımıza...” ... Kızları uyandığında balığının öldüğünü söylediler ona... Balık küçük bir karton kutuya konuldu ve bahçede uygun bir yere gömüldü... Küçük kız balığının ölümünden dolayı duyduğu üzüntüyü çoktan unuttu ama annesinden aldığı dersi hâlâ unutmadı:
“-Hayatta her şey insanlar içindir”...
Hayatta her şeyin insanlar için olduğunu bilirseniz, başınıza gelen kötü olayları, acıları, üzüntüleri olgunlukla karşılayabilirsiniz... Hayatın size karşı adaletsiz davrandığını düşünmeden, kendinize acımadan... Olduğu haliyle kucaklayabilirsiniz hayatı... Acısıyla tatlısıyla... Böyle yaptığınız zaman ilerleyebilirsiniz ancak... “Hem hayatın cennet gibi olacağını kim söyledi ki” diye sorarak bitiriyor hikâyesini; (...Carol S. Pearson)
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
1 bardak kolanın vücudunuzdaki seyahati
Çarşamba, Kasım 25, 2009
1 bardak kolanın vücudunuzdaki seyahati
Cola ile felakete götüren 60 dakika
İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, bir bardak Cola’nın 60 dakikada vücuda verdiği zararları anlattı. İşte felakete götüren kısır döngü.
İç ve Kalp Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, Cola’nın zararları hakkında ilginç açıklamalarda bulundu. 1. İlk 10 dakikada: Kanınıza hemen 10 çay kaşığı kadar şeker girer. Bu normal günlük dozun 100 katı kadardır. Bulantınızın olmamasının nedeni içinde bulunan ’fosforik asiddir’. 2. İlk 20 dakikada: Kan şekeriniz aşırı şekilde yükselir. Bunun sonucu pankreasınızda aşırı derecede insülin salgılanır ve kan şekerinin fazlası karaciğerde yağ olarak depolanmaya başlar. 3. 40 dakika içinde: Kafeinin tamamı dolaşıma girmiş olur. Kan basıncı yükselir, karaciğerden daha fazla şeker yapılarak kana geçer ve kan şekeri tekrar yükselir. 4. 45 dakika içinde: Beyinde dopamin yapımı artar, mutluluk hissi başlar (eroinin etkisine benzer bir etki meydana gelir.) 5. 60 dakika içinde: Ani açlık hissi oluşur. 6. Tekrar kolaya ve tatlılara saldırısınız. 7. Bu kısır döngü devam ettiği süre karaciğer ve göbek yağlanması artar, vücudun tüm hücrelerinde LEPTİN ve İNSÜLİN DİRENCİ gelişir. 8. Şişmanlık hastalığını başlatmıştır ve bütün dejeneratif hastalıkların nedenidir.
Hala cola içmek isyermisiniz? Yoksa taze sıkma portakal ve nar suyumu sıktırırsınız gittiğiniz restaurantlarda?
Maalesef sıkma portakal suyu yok!! Diyen lokantaları protesto edin. 20 milyon liraya bir meyve sıkma makinası aldırın. Aksi halde bir daha gelmeyeceğinizi söyleyin..
Sağlığımıza dikkat edelim. Restaurantlarda Cola, Fanta, Zero varsa. Sıkma taze portakal, mandalina, kivi suları da olsun.
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Ankara'daki Kandil Dağı
Cumartesi, Kasım 14, 2009
Ankara'daki Kandil Dağı
Fatih ALTAYLI'NIN YAZISI ....okunması gerek
Ankara'nın Göbeğinde Kandil Dağı mı Var ? Fatih ALTAYLI
Üç gündür bekliyorum, büyük medyadan birisi sesini çıkaracak mı diye..
Tıs yok. Çıt yok. Bırakın medyayı, yargıdan ses yok, Türkiye'yi yönetenlerden ses yok.
Hafta sonunda televizyonlardan DTP'nin "Güvencinlerin iş başına getirildiği" kongresini izledim. İzlemez olaydım. Kongre tam bir PKK kongresiydi. Kandil dağında yapılsaydı, bundan farklı, bundan öte yapılamazdı. Abdullah Öcalan ve Murat Karayılan'ın kardeşleri kongre salonunda kendilerine ayrılan özel bir bölümde oturdular. Parti önderliğini temsilen.
Dört bir yanda Öcalan posterleri, PKK'nın askeri ve siyasi kanatlarının afişleri vardı. 20 bin kişi 'Öcalan'a özgürlük' diye bağırdı. Ve daha vahimi, çok daha vahimi DTP Kongresi boyunca çalınan, salondakilerin halay çektiği, bir dakika bile susmayan bir "Türküydü". İşte bu türkü kanımı dondurdu.
Türkünün adı "Oramar türküsü" Öyle herhangi bir türkü değil. Yeni bir türkü. Türküyü yazan kim biliyor musunuz? Dağlıca Baskını'nı düzenleyen teröristler. DTP Kongresi boyunca çalınan bu türkü bir Dağlıca baskını güzellemesi. Kendilerince baskını anlatıyorlar. Gerilla dedikleri teröristlerin Dağlıca'ya nasıl geldiğini, Türk askerini nasıl vurduğunu, silahların nasıl konuştuğunu, askerlerimizin nasıl çaresiz kaldığını anlatan ve Dağlıca Baskını'nı yapan teröristlerin övüldüğü, Dağlıca Baskını'nı kutsayan bir türkü. Ve bu "Terör türküsü" DTP Kongresi boyunca fon müziği olarak durmaksızın çalındı.
Ve üç gündür bekliyorum, kimseden ses seda çıkmadı. Bırakın gazeteleri, savcılardan bile çıt çıkmadı. Sadece basın savcılığı, basın suçları açısından bir inceleme başlatmış. Teröre methiye düzülüyor, Dağlıca Baskını'nı yapan teröristler övülüyor ve kimsenin kılı kıpırdamıyor!
Niye?
Ben bilmiyorum. Kimse çıkıp da "DTP legal bir parti" demesin. Legal partilerin terörü övme, kutsama hakkı olamaz. İşçi Partisi'ne terör suçlaması yapılıyor, DTP ise terör türküleri çalıyor.
İş mi bu!
Ve bütün bunlar Ankara'nın göbeğinde oluyor. Ankara'da bir spor salonu Kandil Dağı'na çevriliyor.. Tınan yok. Terör türküleri, Öcalan posterleri Ankara'nın göbeğinde. Öcalan'ı Türkiye'ye getiren Albay ve İmralı'nın bağlı olduğu orgeneral hapiste.
Bunlar birbiriyle doğrudan bağlantılı gelişmelerdir diyemem ama ilgi çekici bir durum olduğu net bir şekilde ortadadır. Türkiye'nin içinde bulunduğu süreci ve gideceği yönü de anlamamızda yardımcı olan bir tespittir. Türkiye'yi yönetenler, Türkiye'nin geleceğini şekillendirenler, ister asker olsun, ister sivil, ister bürokrat olsun ister siyasetçi bu durumun farkında mıdır onu da bilmiyorum.
Ancak böyle giderse Türkiye önümüzdeki 20 yıl içinde ciddi bir toprak kaybıyla karşılaşacaktır. En az ikiye bölünecektir. Hatta bölünmeden de öte bir durum söz konusudur. Bugünün "Terörle mücadele kahramanlarını n" yarın bir gün "Savaş suçlusu" olarak aranması bile ihtimal dahilindedir.
Türkiye şimdiye kadar hiç karşılaşmadığı bir tehditle karşı karşıyadır. Ve ne yazık ki, bu tehdidi idrak edebilecek bir "Dingin kafa" Türkiye'de ortalıkta görünmemektedir.
Bugün Türkiye'nin sorumlu mevkilerinde oturanlar, tarih önünde bu hesabı verecektir!
-- Niceleri geldi neler istediler Sonunda dunyayi birakip gittiler Sen hic gitmeyecek gibisin degil mi O gidenler de senin gibiydiler Bu dunya kimseye kalmaz bilesin Ergec kuyusunu kazar herkesin Tut ki nuh kadar yasadin zorbela Sonunda yok olacak sen degilmisin Ömer Hayyam
|
Yorumlar (12) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
<<< :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: |
|
|
|
|
|