''HOŞ GELDİNİZ......BU SİTEDEKİ KONU VE İÇERİKLER PAYLAŞIM SİTELERİ ÜZERİNDEN ALINMIŞTIR (ALINTIDIR),BU SİTEYE YORUMCULAR TARAFINDAN YAZILAN HER KELİMENİN SORUMLULUGU KENDİLERİNE AİTTİR,BU SİTENİN AMACI HAYATA DAİR GÜZELİKLERİ BİR NEBZEDE OLSA PAYLAŞABİLMEKTİR,DİN,DİL,IRK,RENK,TÜRK,KÜRT,ALEVİ,HİÇ BİR MEZHEP AYIRT ETMEDEN,TÜM ZİYARETÇİLER YASAL KURALLAR ÇERÇEVESİNDE AYNI DEGER VE HAKLARA SAHİPTİR,HEPİMİZ AY YILDIZLI BAYRAGIYLA ***TÜRKİYELİYİZ***'' @---,--'---BU SİTE SİZİN BİZİM HEPİMİZİN SİTESİ---,---'----@
Free TURKEY MySpace Cursors at www.totallyfreecursors.com

Anasayfa/ Anasayfam Yap /Sık Kullanılanlara Ekle /Arsiv/Profilim/ Email /Yazdır



t_kla.gif

Image Hosted by ImageShack.us


Grip karşılaştırması ( çok önemli )‏
Ankara'daki Kandil Dağı‏‏
DIŞİŞLERİ BAKANI’NA AÇIK UYARI
DOMUZ GRİBİ (H1N1) KONTROLÜ!!!
Gizli Ayırımcılık....
Kamyon Yazıları Yasaklanmasın!... :)‏
ALDATMAK.......
YORUMSUZ......
ZEKİ KADINLARA SAYGILARIMLA
SHAY
Türkler ABD'ye nasıl bakıyor?‏
Birileri Türkiye'yi kandırmaya mı çalışıyor?...
YoRuMSuZ
SEVGİLİ DOSTLARIMA HİTABEN!!!
DİNİ YİRMİ KURUŞ A SATMAYANLAR‏
''Lem yelid ve löp yutar'' boykotu !
KIZLARINIZIN KATİLİ OLMAYINIZ
MUTLULUK TABLOSU
Bunlar biliyor muydunuz?‏
Türkiye için bir utanç fotoğrafı



ÖNCE NEYİ ELEŞTİRDİĞİNİZİ BİLECEKSİNİZ
ÖNCE NEYİ ELEŞTİRDİĞİNİZİ BİLECEKSİNİZ
sadece DTP mi?
Lanet olsun
dalgalanan TÜRK BAYRAĞI YOK
mrb sevgi hanım
KIZMA
sevgi hanım
KARIŞTIRIYORSUNUZ
Komiksin sevgi hanım:)


Omerfarukciftci
Bagkur
Hastaneler
Eczaneler
Vergi kimlik sorgulama
Online ihbar
Kayıp şahıslar
SSK
Emekli sandıgı
Siyasi partiler
T.C Kimlik sorgulama
SHCEK
Türkiye istatistik kurumu


geyikfm09
meyraca
umudum
woelfin Barış
yesilim
bloving
hayaldunyam
pardus007
neframin
engellilervedostlari
bluepoison
cemrenur991
ozlemce88
sametjoy
nefci
benyaziyorum
ekinokssah
hayalleringemisi
redoks
mavideniz035
boncukdevrim
ikimizinyerine
htmlkodlar
masumsevgi
yaseminbydr
omerfarukciftci
benyaziyorumflashheader
hepsibenimki

<%Nerden Girmişler%>

logo

<%ArchiveInfo%>
Grip karşılaştırması ( çok önemli )‏ Cumartesi, Ekim 14, 2009

Grip karşılaştırması ( çok önemli )‏

 

Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

Ankara'daki Kandil Dağı‏‏ Cumartesi, Ekim 14, 2009
Kategori: Haber

Ankara'daki Kandil Dağı‏‏

Fatih ALTAYLI'NIN YAZISI ....okunması gerek

 Ankara'nın Göbeğinde Kandil
 Dağı mı Var ?
 Fatih
 ALTAYLI

 Üç
 gündür bekliyorum, büyük medyadan birisi sesini
 çıkaracak mı diye..


 Tıs yok. Çıt yok.
 Bırakın medyayı, yargıdan ses yok, Türkiye'yi
 yönetenlerden ses yok.

 Hafta sonunda televizyonlardan DTP'nin
 "Güvencinlerin iş başına getirildiği"
 kongresini izledim. İzlemez olaydım. Kongre tam bir PKK
 kongresiydi. Kandil dağında yapılsaydı, bundan farklı,
 bundan öte yapılamazdı. Abdullah Öcalan ve Murat
 Karayılan'ın kardeşleri kongre salonunda kendilerine
 ayrılan özel bir bölümde oturdular. Parti önderliğini
 temsilen.


 Dört bir yanda Öcalan posterleri, PKK'nın askeri ve
 siyasi kanatlarının afişleri vardı. 20 bin kişi
 'Öcalan'a özgürlük' diye bağırdı. Ve daha
 vahimi, çok daha vahimi DTP Kongresi boyunca çalınan,
 salondakilerin halay çektiği, bir dakika bile susmayan bir
 "Türküydü". İşte bu türkü kanımı
 dondurdu.


 Türkünün adı "Oramar türküsü" Öyle
 herhangi bir türkü değil. Yeni bir türkü. Türküyü
 yazan kim biliyor musunuz? Dağlıca Baskını'nı
 düzenleyen teröristler. DTP Kongresi boyunca çalınan bu
 türkü bir Dağlıca baskını güzellemesi. Kendilerince
 baskını anlatıyorlar. Gerilla dedikleri teröristlerin
 Dağlıca'ya nasıl geldiğini, Türk askerini nasıl
 vurduğunu, silahların nasıl konuştuğunu, askerlerimizin
 nasıl çaresiz kaldığını anlatan ve Dağlıca
 Baskını'nı yapan teröristlerin övüldüğü,
 Dağlıca Baskını'nı kutsayan bir türkü. Ve bu
 "Terör türküsü" DTP Kongresi boyunca fon
 müziği olarak durmaksızın çalındı.


 Ve üç gündür bekliyorum, kimseden ses seda çıkmadı.
 Bırakın gazeteleri, savcılardan bile çıt çıkmadı.
 Sadece basın savcılığı, basın suçları açısından
 bir inceleme başlatmış. Teröre methiye düzülüyor,
 Dağlıca Baskını'nı yapan teröristler övülüyor
 ve kimsenin kılı kıpırdamıyor!


 Niye?

 Ben bilmiyorum. Kimse çıkıp da "DTP legal bir
 parti" demesin. Legal partilerin terörü övme,
 kutsama hakkı olamaz. İşçi Partisi'ne terör
 suçlaması yapılıyor, DTP ise terör türküleri
 çalıyor.


 İş mi bu!

 Ve bütün bunlar Ankara'nın göbeğinde oluyor.
 Ankara'da bir spor salonu Kandil Dağı'na
 çevriliyor.. Tınan yok. Terör türküleri, Öcalan
 posterleri Ankara'nın göbeğinde. Öcalan'ı
 Türkiye'ye getiren Albay ve İmralı'nın bağlı
 olduğu orgeneral hapiste.


 Bunlar birbiriyle doğrudan bağlantılı gelişmelerdir
 diyemem ama ilgi çekici bir durum olduğu net bir şekilde
 ortadadır. Türkiye'nin içinde bulunduğu süreci ve
 gideceği yönü de anlamamızda yardımcı olan bir
 tespittir. Türkiye'yi yönetenler, Türkiye'nin
 geleceğini şekillendirenler, ister asker olsun, ister
 sivil, ister bürokrat olsun ister siyasetçi bu durumun
 farkında mıdır onu da bilmiyorum.


 Ancak böyle giderse Türkiye önümüzdeki 20 yıl içinde
 ciddi bir toprak kaybıyla karşılaşacaktır. En az ikiye
 bölünecektir. Hatta bölünmeden de öte bir durum söz
 konusudur. Bugünün "Terörle mücadele
 kahramanlarını n" yarın bir gün "Savaş
 suçlusu" olarak aranması bile ihtimal dahilindedir.


 Türkiye şimdiye kadar hiç karşılaşmadığı bir
 tehditle karşı karşıyadır. Ve ne yazık ki, bu tehdidi
 idrak edebilecek bir "Dingin kafa" Türkiye'de
 ortalıkta görünmemektedir.

 Bugün Türkiye'nin sorumlu mevkilerinde oturanlar,
 tarih önünde bu hesabı verecektir!





--
Niceleri geldi neler istediler
Sonunda dunyayi birakip gittiler
Sen hic gitmeyecek gibisin degil mi
O gidenler de senin gibiydiler
Bu dunya kimseye kalmaz bilesin
Ergec kuyusunu kazar herkesin
Tut ki nuh kadar yasadin zorbela
Sonunda yok olacak sen degilmisin

         Ömer Hayyam
Yorumlar (1) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

DIŞİŞLERİ BAKANI’NA AÇIK UYARI Pazartesi, Eylül 26, 2009
Kategori: Haber

DIŞİŞLERİ BAKANI’NA AÇIK UYARI

DIŞİŞLERİ BAKANI’NA AÇIK UYARI

 

Bay Ahmet Davutoğlu,

Dışişleri Bakanı

Ankara

 

Kıbrıs ve Ermenistan konularında gazetelere verdiğiniz demeçlerle, televizyon kanallarında yaptığınızı konuşmalarla halkımızı aldatıyor, kandırıyor ve düpedüz yalanlar söylüyorsunuz.

Bakın, nasıl yalan söylediğinizi anlatayım.

Avrupa Birliği (AB), 6 Ekim 2004 tarihinde Türkiye’ye üç rapor verdi: İlerleme Raporu, Öneriler Raporu ve Etkiler Raporu.

AB bu raporlarda; Kıbrıs’ın Rumlara verileceğini, sözde Ermeni soykırımının tanınacağını, Ermenistan’la diplomatik ilişkiler kurulup sınırların açılacağını, Güneydoğu Anadolu’da bir Kürt devletinin kurulmasına giden yolun üzerindeki engellerin kaldırılacağını açıkça yazdı.

Sizin hükümetiniz bu raporların tümünü kabul etti.

Oysa siz, sanki bu gerçeği bilmiyormuşsunuz gibi 1 Eylül 2009 günü Kıbrıs’ta çözümle ilgili şöyle diyordunuz:[1]

“Türk diplomasisi esnektir ama nerede ‘hayır’ diyeceğini bilir.”

 

Bay Bakan,

Siz hangi esneklikten söz ediyorsunuz? Yukarıda sözünü ettiğim raporlardaki tüm koşulları kabul eden hükümetiniz, AB’nin öne sürdüğü hiçbir koşula ‘hayır’ dememiştir!

 

Devam ediyorum.

29 Ekim 2004 günü Roma’da, AB’nin 25 üyesi, AB Anayasasını gösterişli bir törenle imzaladılar. Sizin bugünkü cumhurbaşkanınız Abdullah Gül ve bugünkü başbakanınız Recep Tayip Erdoğan bu şatafatlı törene katılıp, ayrı bir belgeye imzalarını koyarak AB Anayasasını kabul ettiler.

Hiç bilmez olur musunuz, AB Anayasasını o gün imzalayan 25 üyeden biri de, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni temsil eden Rum Devlet Başkanı idi! Abdullah Gül ve Recep Tayip Erdoğan, işte o tarihte Kıbrıs’ın Rumlara verilmiş olduğunu kabul ettiler.

Oysa şimdi siz tutmuş şöyle diyorsunuz:

“Yani taktik oyalamalar, zaman kazanma çabaları ve Türkiye’nin üzerinde bir AB baskısı oluşturma gayretleri iyi niyetle bağdaşmaz”[2]

 

Bay Ahmet Davutoğlu,

Asıl taktik oyalamalarla zaman kazanma çabaları içinde bulunan siz ve hükümetinizdir. Amacınız ‘hazmettire hazmettire’ Kıbrıs’ın Rumlara verilmiş olduğu gerçeğini Türk halkına kabul ettirmektir.

AB belgelerinin tümünde Kıbrıs’tan ‘Republic of Cyprus’ yani Kıbrıs Cumhuriyeti olarak söz edilmekte, yönetimin de Rumlarda olduğu açıkça yazılmaktadır.

AB belgelerinin hiçbirinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) diye bir varlığın adı geçmemektedir.

Bu gerçeği çok iyi bildiğiniz halde, KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Örgün ile Ankara’da göstermelik bir basın toplantısı yapıyor;

“Rumların anlaşma istediğinden emin değiliz.’

Diyerek gerçekleri birlikte saptırmaya çalışıyordunuz.

 

Bitmedi, anlatmayı sürdürüyorum.

17 Aralık 2004 tarihinde başbakanınız Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel’de AB Başkanlar Konseyi’nin Türkiye ile ilgili aldığı bir dizi çok ağır kararı olduğu gibi kabul etti. Kararlar o kadar ağırdır ki, İsveç’i Konsey’de temsil eden İsveç Başkanı dayanamayıp şöyle demek zorunda kalmıştır:

“Türkler kalıcı kısıtlamaları kendileri kabul ettiler. Biz olsaydık kabul etmezdik. Eğer Türk tarafı karşı çıksaydı, biz de onları desteklerdik!” Kıbrıs’ın Rumlara verilmesi ve Ermenistan’ı tatmin edecek biçimde sınırların açılması bu kararların en başta gelenleriydi. O günkü hükümetiniz bu ağır koşulları içeren kararları kabullenmekle kalmadı, kendisine bağımlı medyanın da çığırtkanlığıyla Ankara’da taraftarlarına davullu zurnalı bayram yaptırdı.

 

Bay Bakan,

Gazetecilerin, Türk limanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması ihtimaline ilişkin soru sorması üzerine, gündemde şu anda böyle bir konu olmadığını söyleyerek şöyle konuştunuz:

“Biz daha önce de bu konuyu değişik tecrübelerle yaşadık. Parça çözümlerin, parça tekliflerin nihai sonucu elde etmede çok etkili olmadığını gördük.”

Siz, hangi parça çözümlerden söz ediyorsunuz? Hükümetiniz, Kıbrıs’ın tümünü Roma’da ve Brüksel’de Rumlara teslim etmedi mi, imzaları atmadı mı?

 

Bay Ahmet Davutoğlu,

Hem siz, hangi limanlarımızdan söz ediyorsunuz?

Eski maliye bakanınız Kemal Unakıtan’ın, babalar gibi, “Her şeyi satacağız… Limanları da satacağız” dediğini ne çabuk unuttunuz!

Bakın, Recep Tayyip Erdoğan 5 Şubat 2005 günü İzmir’de neler söylüyordu:[3]

“Artık limanları devlet eliyle yürütme devri kapandı. Buraları özel sektör alsın, gerekli yatırımları yapsın ve işletsin. Biz de engelleri kaldıralım. Hamdolsun, şu ana kadar sattığımız limanlar çok modern hale geldi. Dileriz İzmir limanı da böyle modern hale gelir.”

 

Bay Bakan,

AKP hükümetleri, devletimizin, yani halkımızın neyi varsa nerdeyse hepsini özelleştirme adı altında satıp bitirdi.

Bakın başbakanınız söylüyor, devletin elinde liman kalmadı! Limanlarımızın yabancıların eline geçmesini sağlamak için hükümetiniz, tüm engelleri kaldırdı!

Bir daha soruyorum, siz hangi limanlarımızdan söz ediyorsunuz?

Bakın limanlarımız nasıl birer birer elimizden çıktı:

 

Ege Denizi’ndeki Limanlarımız

 

İzmir Limanı: 1 milyar 275 milyon dolara, Hong Kong merkezli Hutchison Whampoa şirketine satıldı. Türkiye’nin en büyük konteynır ihracat limanı olan İzmir Alsancak Limanı’ndan, yılda ortalama 30–35 milyon TL net gelir elde ediliyordu.

Kuşadası Limanı: 02.07.2003 tarihinde, 24 milyon 300 bin dolara, Siyonist Sami Ofer’e verildi.                                                                                                Dikili Limanı: 20.11.2003 tarihinde, 4 milyon 250 bin dolara, Dikili Liman ve Turizm İşletmeleri A.Ş.’ye satıldı.

Marmaris Limanı: 26.01.2001 tarihinde, 14.900.000 dolara, Marmara liman İşletme A.Ş.’ye devredildi.

 

Akdeniz’deki Limanlarımız

 

Antalya Limanı: 31.08.1998 tarihinde, 29 milyon dolara, Siyonist Ofer’in eline geçti.

Alanya Limanı: 28.11.2000 tarihinde, 1 milyon 600 bin dolara, Alanya Liman İşletmesi Den Tur A.Ş.’ye satıldı.

İskenderun Limanı: 09.09.2005 tarihinde, PSA-Tekfen ortaklığına satıldı ancak satış sonradan iptal edildi. O günden bugüne limanda hiçbir yatırım yapılmadı, çürümeye terk edildi. Amaç, sotada bekleyen sansarlara çok ucuza devretmek!

Mersin Limanı: 04.08.2005 tarihinde, Singapur PSA’ya satıldı. Limanın adı, ‘Mersin International Port’ olarak değiştirildi. Eylül 2005’de satış iptal edildi. Akbabalar takipte.

 

Karadeniz’deki Limanlarımız

 

Sinop Limanı: 30.06.1997 tarihinde, 800 bin 944 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye devredildi.

Ordu Limanı: 30.06.1997 tarihinde, 1.607.887 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye satıldı.

Giresun Limanı: 30.06.1997 tarihinde, 3.203.774 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye verildi.

Rize Limanı: 06.08.1997 tarihinde, 5.606.605 dolara, Asım Çillioğlu O.G.G’ye satıldı.

Hopa Limanı: 17.06.1997 tarihinde, 4.004.718 dolara, Park denizcilik ve Hopa Liman İşletmesi A.Ş’ye devredildi.

Trabzon Limanı: 20.11.2003 tarihinde, 20.160.000 dolarla ihaleye çıktı.

Samsun Limanı: 12.06.2006 tarihinde, 5 milyon dolarla ihaleye çıktı.

 

Burada bir açıklama yapmam gerekiyor.

Büyük çaplı özelleştirmelerde, başta Siyonistler olmak üzere Amerikalılar ve Yunanlılar bazı Türk şirketlerini paravan olarak kullanmışlardır. Tıpkı Siyonist İsrail devleti kurulmadan önce, Filistin’de toprak alımı yapan terörist Siyonistlerin bazı Arapları paravan olarak kullanmış olduğu gibi… Bazı limanlarımızın özelleştirilmesinde Hayyam Garipoğlu ve Alaaddin Çakıcı gibi isimlerin ortaya çıkmış olması bunun en açık kanıtıdır.  

 

Marmara Denizi’ndeki Limanlarımız

 

Zeytinburnu Limanı: Paravan şirketler aracılığıyla Siyonist Sami Ofer’e satıldı.

Tekirdağ Limanı: 104.923.599 dolara, Akkök Şirketler grubu’na devredildi.

Bandırma Limanı: 175 milyon dolara, Çelebi OGG’ye teslim edildi.

 

Bay Bakan,

Şimdi size soruyorum. Siz, hangi limanlardan söz ediyorsunuz?

Hem devletin limanlarını birer birer satıyor hem de dönüp, limanlarımıza Kıbrıs Rum bandıralı gemileri sokmamaktan söz ediyorsunuz!

Acaba doğduğunuz kentin limanına mı Rum bayraklı gemileri sokmamakta direniyorsunuz, ama ne yazık ki Konya’nın da limanı yok!

 

Bay Ahmet Davutoğlu,

Bir televizyon programında yaptığınız konuşmada, hükümetinizin bölgede ciddi bir ‘aktör’ olduğunu, önemli bir ‘rol’ oynadığını söyleyip durdunuz.[4]

Aktör, rol ve oyun; çok yüce bir sanat dalı olan tiyatroya özgü sözcüklerdir. Tiyatronun dışında kullanıldığında bu sözcükler ‘sahtecilik’, ‘aldatmacalık’ ve ‘yalancılık’ içerirler.

Sizin partiniz iktidar olmadan önce diplomasi dilinde ‘devlet adamı’ ve ‘onurlu ve şerefli tavır’ kavramları vardı.

Artık devlet adamı yok, aktör var!

Onurlu ve şerefli duruş yok, rol var!

Bağımsızlık ve ulusal egemenlik ilkelerini savunma yok, oyun var!

Aslında bu durum pek de yadırganamaz. Çünkü ABD’nin buyruğunda AB Mandasını kabul etmiş yöneticiler elbette ‘devlet adamı’ olamazlar, onlar senaryosunu emperyalistlerin yazdığı oyunlarda rol alıp sadece sıradan ‘aktör’ olabilirler.

 

Bay Bakan,

Türk halkının çok küçük bir azınlığını sonsuza dek uyutabilir, yarısına yakınını da en çok on yıl süreyle kandırabilirsiniz. Ama Türk halkının ezici çoğunluğunu sonsuza dek aldatamazsınız!

 

Bay Ahmet Davutoğlu,

Çok hayranı olduğunuz AB ülkelerinde; aldatarak, kandırarak, yalanla dolanla işler çevirenlere ‘Con Man’ denilir.

Sizi, açıkça uyarıyorum.

Başta Kıbrıs ve Ermenistan olmak üzere, AB ile ilgili tüm konularda halkımızı aldatmaya ve kandırmaya yönelik yalanlar söylemeyi sürdürürseniz, sizi, Türkiye siyasetindeki ‘Con Man’ olarak ilan edeceğim!

 

Yılmaz Dikbaş

Araştırmacı Yazar

6 Ekim 2009 

dikbas@kalinka.com.tr

www.kalinka.com.tr

Yorumlar (1) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

DOMUZ GRİBİ (H1N1) KONTROLÜ!!! Perşembe, Ağustos 24, 2009

DOMUZ GRİBİ (H1N1) KONTROLÜ!!!

DOMUZ GRİBİ (H1N1) KONTROLÜ!!!

 

Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar.

Tolstoy

 

İnternette hazırlanan haritada domuz gribinin yayıldığı ülkeler belirlenmiş ve bu ülkeler arasında Türkiye`de yar almaktadır. (http://www.healthmap.org/swineflu)

 

Değerli arkadaşlar,

Meksikada ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılan Domuz gribi (H1N1) hem tüm dünya için hem de ülkemiz için büyük tehlike içermektedir. Yayılma giderek artmaktadır. Dünyadaki ölüm sayısı 3486 oldu.

 

Bu tehlikeye karşı Sağlık Bakanlığımız yetkilileri, Mayıs ayında hava alanlarımızdaki yolcu gelişlerinde olası domuz gribi(H1N1) vakalarının tesbiti için termal kameralar kullanmaya başlamıştı. Herbiri 20.000 euro olan kameralardan, diğer hava alanlarımıza ve yolcu geliş mekanlarımıza da monte edilmişti. Hatta ilk H1N1 vakası da bu kameralar yardımıyla, KLM Havayolları`na ait uçakla 14 Mayıs`2009 da İstanbul`a gelen 27 yaşındaki Irak asıllı bir Amerikalının domuz gribi`ne (influenza A/H1N1) yakalandığı belirlendi.

 

Ancak ne hikmetse, hava alanlarımıza tam kontrol sistemi kurulmuş ve ekipler eğitilmiş ve de yabancı yolcu gelişleri termal kameralar ile kontrol altına alınmışken, şimdi bu termal kameralar ve uçaklardan inen yolculardan alınan yazılı bilgi formları kaldırılacakmış!!! Neden???

 

Üstelik bu sırada hacı adaylarımız Suudi Arabistana gidecekler ve dünyanın değişik ülkelerinden gelen yüzbinlerce adaylarla aynı ortamı paylaşacaktır. Bu kişilerden kapacakları virüsleri ülkemize taşıyabilirler. Lütfen ilk kez hacı olacakların dışındaki tüm adayların, bir kez daha düşünmesini ve seneye hacca gitmelerini rica ediyorum. Umarım bu seyahatleri öncesi tüm hacı adaylarımızın aşılanmaları gerçekleşir. Dönüşlerinde de hava alanlarımızda termal kameralar da kaldırılmamış olur.

 

Değerli arkadaşlar,

Domuz gribi A(H1N1) virüsü bulaşıcıdır ve insandan insana geçtiği kanıtlanmıştır. Domuz gribinin de yine mevsimsel griple aynı şekilde yayıldığı düşünülmektedir. Grip virüsleri insandan insana öksürük ve hapşırma yoluyla bulaşmaktadır. Grip virüsü bulaşan bir yere dokunulduktan sonra, eller ağız ya da buruna götürüldüğünde de hastalık bulaşabilir. Domuz gribi solunum yoluyla bulaşmaktadır; bu yüzden etkili bir korunma yöntemi bulunmamaktadır. Ancak, tedbir olarak, solunum maskeleri dışında, özellikle kalabalık ortamlarda bulunduktan sonra, eller sıklıkla sabun ve su ya da alkol içerikli kimyasallar ile yıkanmalıdır. İnsanlar ellerini yıkayamadıkları durumlarda, ağızlarına, burunlarına ve gözlerine elleriyle dokunmaktan kaçınmalıdır. Eğer öksürme ve hapşırma gerekiyorsa ağız bir bez ya da kağıt ile kapatılmalı ve kullanılan kağıt ya da bez hemen çöpe atılmalıdır (Bir hapşırmanın 150 kişiyi enfekte edebileceği belirtiliyor).

 

Bugün tüm okullarımız açıldı. Çocuklarımızı her gün kontrol altında tutalım. Özellikle sınıf öğretmenlerimizi ve öğrenci servis yeneticilerini uyaralım. Yüksek ateş şikayeti ile gelen öğrencileri hemen sınıfa almasınlar. Öncelikle ailesini uyarıp, gereken kontrolların yapılmasını sağlasınlar. Aksi halde okullarımız olası domuz gribi yayılmasında en müsait ortam olacaktır.

 

Değerli arkadaşlar,

Çin’de kendilerinin ürettiği aşılarla, aşılama işlemleri bu hafta başladı ve yıl sonuna kadar 65 milyon kişi aşılanmış olacakmış. Umarım ülkemizde de en kısa sürede aşı üretimini başarırız ve aşılanma işlemleri bir an evvel başlar ve de değerli halkımızı koruma altına almış oluruz.

 

Sevgi ve saygılarımla (24.09.2009).

Prof.Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

 

NOT:

Ev ve işyerleriniz ile araçlarınızda, temiz ve kullanılmamış solunum maskelerinizin olmasına dikkat edin lütfen. Herhangi bir şüpheli olayda sizin solunumuzunu korumanın en kolay yöntemi maske takmaktır.

Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

Gizli Ayırımcılık.... Perşembe, Ağustos 17, 2009

Gizli Ayırımcılık....

GİZLİ AYIRIMCILIK....

"Bizi görmek bizi tanımak, bizi tanımak bize saygı duymak, bize saygı duymak bizi sevmeyi öğrenmek, bizi sevmek ise bütünleşmemiz için atılan ilk adım demektir"*

  Perakende sektörü ve üreticilere hitap eden bir dergide engellilerin konu edileceği söylenip benden bir yazı istendiğinde ilk aklıma gelen şey, nasıl bir yazı yazmamın daha doğru olacağı sorusuydu.
  Aslında, yaşamının ilk 26 senesinde engellerden bihaber, sonraki 8 seneden beri ise omurilik yaralanması sonucu felç olup tekerlekli sandalye kullanan ve engelle(mel)erden mağdur olan biri olarak, sizlere, “Neden biz sakatlığı olan kişileri marketinize/alışveriş merkezinize/mağazanıza almıyorsunuz, bizi beğenmiyor musunuz?” diye sormam gerek; ama bunu sorarsam dergiyi elinizden bırakacağınızı, (hadi iyimser olayım) sayfayı çevireceğinizi düşünüyorum.
  Oysa ben bundan sonraki satırları da dikkatle ve empati kurarak okumanızı umuyorum. Çünkü bu yazıda, yaptıklarınız kadar yapmadıklarınızdan da sorumlu olduğunuzu sizlere hatırlatmak istiyorum.

  Bir binaya ya da hizmete erişimi bir grup için engelliyorsanız, bu ayrımcılıktır
  Evet, sattığınız ürünü ya da hizmeti almak için mağazanıza gelmek istediğimde önümde aşamayacağım yükseklikler, geçemeyeceğim kapılar, arasında dolaşamayacağım darlıkta koridorlar, erişemeyeceğim yükseklikte raflar, içine sığamayacağım kabinler, kolayca ödeme yapıp ayrılamayacağım bir kasa varsa, beni engelliyorsunuz, yani ayrımcılık yapıyorsunuz demektir.
  Hem sadece tekerlekli sandalye kullanan beni değil, yaşlıları, hamile kadınları, çocuklu anne-babaları, geçici bedensel rahatsızlığı olanları da engelliyorsunuz.
  Ve biliyor musunuz, mağazanızın girişine “Sakatlar-hamileler-yaşlılar giremez” diye kocaman bir tabela asmakla, girişi engelleyici düzenlemeler yapmak arasında son kertede hiç bir fark yoktur. İkisinde de mağazanıza giremiyor ve hizmetinizi satın alamıyorum!

  ***
  Herkes Gibi...

  Mağazanızdan hizmet satın alamadım, ama öyle kolay kutulamazsınız benden ?
  Hemen kapıdaki görevliye seslenip, adet olduğu üzere, “en yetkili kişi”yle görüşmek istediğimi söylerim.
  “Buyurun ben yardımcı olayım Beyefendi” faslını, “yok, benim şikâyetim daha büyük, doğrudan yöneticinizle görüşmem gerek” diyerek geçerim.
  “Buyurun sorunu ben ileteyim kendisine” üstelemesini de, “Hayır, çok teşekkür ederim, ama benim yöneticiyle görüşmem şart” diye aşarım.
  Bunun üzerine istemeye istemeye elindeki telsizle amirine seslenir:
  - 90-91, 90-91
  - Dinlemede 91
  - Burada bir müşteri var, yöneticiyle görüşmek istiyor, tamam.
  - Neden? Tamam
  - Bilmiyorum, sandalyesi var, galiba o konuda, tamam
  - Ne sandalyesi? Tamam
  - Üstüne oturuyor, tamam
  - Kaldırsana, niye oturuyormuş sandalyede? Tamam
  - Bilmiyorum, tamam
  - Bizim sandalye mi? Tamam
  - Hayır, kendi sandalyesi, tamam
  - Bizim sandalyemiz değilse bizi neden ilgilendiriyor? Tamam
  - Bizim girişte oturuyor, tamam
  - Git başka yerde otur, demedin mi? Tamam
  - Yok, öyle değil, içeri girmek istiyor, tamam
  - Deli mi? Tamam
  - Yok değil, tamam
  - Ne istiyormuş? Tamam
  - Yöneticiyle görüşmek, tamam
  - Sen orada bekle, geliyorum, tamam

  Telsizle bu uzun görüşmenin ardından görevli kan-ter içinde kalır mutlaka. Bu duruma sebep olduğum için bana kızgın olması da çok muhtemel tabii. Sakinleştirmek lazım...

  - Mağazaya girmek isteyip, varolan kaldırımı aşamayınca, konuyu yöneticiye iletmek istedim
  - Ben yardım ederdim geçmenize, yönetici çağırmaya gerek yoktu ki
  - Biliyorum yardım ederdin, ama ben yardımsız girmek istiyorum
  - Niye ki?
  - Kendimi daha iyi ve özgür hissetmek için
  - Nasıl?
  - Sen mağazaya giren herkese yardım ediyor musun?
  - Hayır
  - Neden?
  - Gerek olmuyor ki
  - Tamam işte, ben de gerek olmasın, herkes gibi olayım istiyorum ?
  - Peki. Şimdi amirim gelecek, onunla konuşursunuz.

  O arada Amir gelir:

  - Buyurun Beyefendi?
  - Merhaba, demin arkadaşa da anlattım, mağazanıza girip alışveriş etmek istiyorum. Ama şu kaldırım ve önündeki merdiven bana engel oldu. Bu konuyu yöneticinize iletmek ve sorunu çözmesini talep etmek istiyorum.
  - Yönetici şu anda toplantıda, konuyu kendisine ben iletirim.
  - Yok, ben şahsen iletmek istiyorum mümkünse
  - Peki bakayım ne zaman gelebilir

  Kısa bir telsiz konuşması ve birkaç dakika sonra yönetici olduğunu söyleyen biri yanıma gelir. Mağazaya giremediğimi ve bu sorunun ortadan kaldırılmasını istediğimi hızlıca anlatırım ve hizmetten herkesin yararlanması için dikkat etmeleri gereken konuların yer aldığı şu kâğıdı kendisine veririm:


  Hizmetten herkesin yararlanabilmesi için dikkat edilmesi gereken konular (1)
  1. Kaldırım genişliği; İki tekerlekli sandalye için min. 180 cm. bir tekerlekli sandalye için 120 cm olmalıdır.
  2. Kaldırım ve rampa eğimi maksimum % 6 olmalıdır.
  3. Tehlikeli yerlerde emniyet barları olmalıdır.
  4. Yaya geçitleri: Yer seviyesinde olmalı, kaldırım yüksekliği azaltılmalı.
  5. Kaldırım taşı yüksekliği: Geçiş seviyesinde (3 cm) ve kesintisiz olmalı
  6. Yaya yolu: Baş ile aynı seviyede olan çıkıntılar tehlikelidir. Güneşliklerin alt kenar yüksekliği yerden minimum 200 cm olmalı. Yolu kapatan uyarı panosu, araba, bisiklet olmamalı. Zemin kaygan olmamalı.
  7. Semboller (yazı ile yönlendirme): İyi okunabilmeli, 140-180 cm arasında aydınlatılmış yazılar tercih edilir ( tercih edilen yükseklik 150 cm).
  8. Posta kutuları veya çöplerin vs. yüksekliği: Maksimum 120-130 cm.
  9. Park yerleri: 50 park yerinden 1 tanesi tekerlekli sandalyeli özürlü için ayrılmış olmalı, ICTA panosu ile belirtilmeli, sarı renkli olmalı, minimum 350 cm olmalı.
  10. Garaj: Bina girişinde olmalı, uzaktan kumandalı olmalı, elektrik düğmeleri çıkışa yakın olmalı.
  11. Bina ana giriş kapıları: Eşiksiz, 80-100 cm genişlikte ve yerden otomatik açılışlı olmalı.
  12. İç kapılar: Eşiksiz, ortalama 90 cm genişlikte olmalı,
  13. Zemin kaplama: Kaygan olmamalı, tutan halılar olamamalı
  14. Asansör genişliği: 110-140 cm olmalı.
  15. Asansör kapı genişliği: 80 cm otomatik olmalı.
  16. Asansör düğmelerinin yerleşimi ve yüksekliği: Yerden 90-140 cm yükseklikte ve yatay olmalı, karşı duvardan 40 cm uzakta yerleşmeli.
  17. Asansörün diğer özellikleri: 85-90 cm yükseklikte tutunma barı olmalı. Telefonu olmalı. Halı kaplı olmalı. Açılır-kapanır koltuk olmalı. Yeterli manevra alanı olmalı.
  18. Yoldan binaya giriş: Caddeden itibaren basamaksız olmalı, kaldırım maksimum 3 cm olmalı,
  19. Tuvalet: Her 10 tuvaletten biri özürlü için ayrılmış olmalı, tekerlekli sandalye için uyarlanabilir olmalı.
  20. Binadaki merdiven genişliği + yükseklik: 2 yükseklik + 1 genişlik =63 cm olmalı.
  21. Oteller: Odaların % 5'i ya da en az 2 oda tekerlekli sandalye kullananlar için düzenlenmiş olmalı,
  22. Telefon kabinleri: Her 10 telefondan biri özürlüye ayrılmalı. ICTA panosu ile belirlenmeli, kapı genişliği 90 cm, eni 120 cm, boyu 125 cm, yerden telefonun en üst yüksekliği 130 cm, rehber koyma yeri yüksekliği 120 cm olmalı.
  23. Bekleme salonu, lokanta ve mağazalar: Kasalar arası mesafe 90-100 cm olmalı, uygun manevra alanı olmalı, lokantalarda uzun geçişler ve dik açılı kulvarlar minimum. 100 cm genişlikte olmalı.
  24. Halka yönelik gişeler: Barlar arası mesafe 90-100 cm olmalı.
  25. Tren, uçak, otobüs, taksi: İniş ve binişler için alçak basamaklar ya da rampalar olmalı, en az bir kompartıman özürlüye ayrılmalı, taksi kapı genişliği uygun transferi sağlamalı.
  26. Sinema, tiyatro, konferans salonları: 300 koltuktan biri özürlü için ayrılmış olmalı yada arkadan girişli 4 kişilik 100-120 cm yer ayrılmalı, giriş ve çıkışlar uygun olmalı.

  Sonuç Yerine
  Fiziksel dezavantajı olan müşterilerinizi göz ardı etmemeniz hem müşterilerinize olan saygınızı göstermek için önemli, hem o müşterilerin alışveriş potansiyelini kaybetmemeniz için önemli, hem herkesi düşünen mağazacılık anlayışının diğer tüm müşterilerinizde yol açacağı olumlu algılamalar ve onların mutluluğu (aslında daha çok alışveriş yapması) için önemli, hem artık reklâm kadar önemli hale gelen sosyal projelere önem veren kurum imajının yansıtılması için önemli, ve hem de hepsinden önemlisi, siz mağazacıların asli kriteri olan “koşulsuz müşteri memnuniyeti” için önemli.
  Hasılı, ben sizin müşterinizim ve koşulsuz mutlu olmak istiyorum...

Yorumlar (2) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

Kamyon Yazıları Yasaklanmasın!... :)‏ Salı, Ağustos 8, 2009
Kategori: Mizah kosesi

Kamyon Yazıları Yasaklanmasın!... :)‏

KAMYON YAZILARI YASAKLANMASIN..:)
Paran varsa aleme çık alem adam görsün, paran yoksa eve git çoluk çocuk baba görsün...


Yüzük lordun yol Ford'un

Paran varsa Range Rover, paran yoksa game over...

Ağlamayı Ferdi'den, bağlamayı Orhan'dan, sevmeyi İbrahim'den öğrendik

Bir meyhane buldum mezarlığın karşısında, bir gün beni ararsan ya oradayım ya da karşısında

Dikkat: Araçta yalnız var

Bir sana bir de sabah uykusuna doyamadım

Sağlam şöför kalmaz rampada, Müslüm baba sığmaz ipod'a

Senin araban namaz kılıyo mu, benimki Clio

Sarı kızın nazı, Ford'un ara gazı

Al Fordun dizelini, sev köyün güzelini

Güzeli sevdikce nazlanir, Ford'a bastikca sahlanir

Gönlünde yer yoksa güzelim; fark etmez, ben ayakta da giderim

Beni çekemiyorsan anten tak

Hatalıysam çaldır kapat, ben seni ararım

Parayı buldum şimdi kıro olacağım

Menfaat yolunda edinilen dostluk, çile yokuşunda son bulurmuş.

Kızın gülüşüne, kışın güneşine aldanma

Evlenip gideceğime balayına, evlenmem giderim alayına

Dünyayla nişanlı, ölümle sözlüyüm

Önünü görmeden sollama, evine acı haber yollama...

Fakiri fakir yapan kuru inat, zengini fakir yapan hayırsız evlat, memuru fakir yapan süslü avrat.

Dünyada MAN ahirette iman

Karayollarında degil, senin kollarında öleyim.

Vur kalbime hançeri, yüregim parçalansin; fazla derine inme, çünkü
orda sen varsın.


Ankara İstanbul 6 saat sana sevgim 24 saat

Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

ALDATMAK....... Salı, Ağustos 8, 2009
Kategori: Hayata dair

ALDATMAK.......

ALDATMAK..............
Tanım olarak,iki kişi arasındaki birlikte,taraflardan birinin 3.kişi ile yaşanan;duygusal,fiziksel
eylemler ve söylemlerdir.Aldatılma için somut göstergeler;yazılar,temaslar,ifadeler ve
davranışlardır.Eğer somut göstergeler yok ve sadece hissediş var ise bu sadakatsizlik olup
aldatmanın doğasını gösterir
Aldatmanın psikososyal dinamikleri arasında,aşırı yüceltilmiş karşı cins ve buna
ulaşamamanın verdiği acizlik duygusu olabilmektedir. Genelde bayanlar tarafından  tercih
edilmeyen biri evlendikten sonra tercih edildiğinde bilinç altındaki duygular depreşir ve elde
etme düşüncesi harekete geçer
Aynı zamanda kadına değer vermeyen,çok sık sevgili değiştiren birinin de aldatması bir
oyun ve heyecandan başka anlam taşımaz
A
ldatmanın nedenleri üzerine kafa yormuş olsak da belirtmeden önce şunu belirtmeliyim:
hiçbir ayrılık nedenin kabul görür yanı yoktur.Yani kişinin neden yaptığının kabul edilebilirliği
tartışılmaz olmaktadır

----*Eşin cazibesini yitirmesi
----*Hamilelik veya hastalıklı bir dönem
----*Sık görüşememek ve mesafe
----*30 yaş sendromu ve 40”lı yaşlara girerken(bu dönemler varlığını,duygularını ve
bedenini gözden geçirme sürecinin yoğun olduğu dönemdir
----*Cinsel sorunlar
----*ilişkide  iletişim sorunları
----*Çocuğun doğumu ile ilginin çocuğa yönelmesi ile değersizlik duygusu yaşamak
----*
Şiddet görmek
----*intikam
----*Yeni bir başlangıç yapmak  ve kendilik değerini test etmek için aldatmak(halen ilgi
çekici miyim,arzu ediliyor muyum?)
----*Son madde olarak tekrar belirtmek gerekir ki neden olabilir ama kabul görülmez

A
ldatmak,evliliklerin bitiminde en çok ilk üç madde arasında bulunmaktadır.Aldatma olayını
doğru göremeyen ve süreci doğru sürdüremeyen tarafların %75,i ayrılmış veya boşanmıştır(Z.Sungur)Aldatma sonrası,ilk öğrenilmek istenen“neden yaptır"sorusudur.Aslında herkes yaşadığı ve yaşattığı travmanın gerçek nedenini bulmak-bilmek ister.Kişi de bazen nedenini bilmeden aldatır.Ta ki derin sorgulamalar veya danışman desteği ile bunu bulana kadar.İşte sorun,nedeni bulurken aldatılanın nedeni, kendine mal etmemesidir.Neden ne olursa olsun aldatılan kişi,suçluluk içinde değildir

Aldatılan Kişinin  Durumu ve Yaşadıkları
-----*Aldatılacak kadar basit miyim?
-----*Demek ki hak ettim
----*K
ocamı kazanmak için artık her dediğini yapmalıyım
----*A
ptalım
-----*Bana bunu yapanı affetmem
-----*Ben de onu aldatacağım
-----*Depresyona girmek
-----*Güvensizliğin yarattığı düşünceler ile,her şeyden şüphe etmek.Eşinin her şeyini bilmek istemek-incelemek
----*B
ütün erkekler/kadınlar ayın önyargısı ile tavrını genelleştirmek
-----*Yaşadığı acıyı azaltmak adına rast gele yada  normalde istemeyeceği biriyle cinsellik/duygusallık yaşamak
-----*Boşluk,yalnızlık ve çaresizlik duygularını yaşamak
-----*Ailesine yakınlaşmak

A
ldatılan kişi,kendisine yapılan  olayı,içselleştirerek kendisinden kaynaklandığını düşünür.Ama yapılan araştırmaların sonucunda da %100 aldatmanın nedeni bulunamamıştır.Yukarıdaki nedenler ise ihtimallerdir.Aldatılan kişi,kayıp ve ölüm travmasına benzeyen travma yaşar.Bu nedenle ağır ve destek isteyen bir süreçtir.Nasıl davranmalı kısmı ise az sonra

Aldatan Kişinin  Durumu ve Yaşadıkları
----*S
uçludur
----*Ke
ndine inanamaz
-----*Kendini savunamaz.Bu nedenle bu konuların açılmasından korkar-gerilir
-----*Eşine suçluluk duygusundan dolayı devamlı taviz verir
-----*Utangaçtır.Başka insanların bilmesinden kaygılanır.kaygı ve depresyon görülebilir
-----*Umutsuzdur.Bu evlilik artık toparlanamaz.Mahvettim gibi.
-----*Bir an önce sürecin normalleşmesini ister
-----*Hep açıklama yapmaktan bıkmıştır.
Genel düşünce aldatan kişinin bu durumdan büyük zevk  aldığı düşüncesi olsa aslında,olay yaşanırken bir çatışma ve mutsuzluk hakimdir.Çünkü başına gelmesini istemediği bir şeyi yapmaktadır.Bu nedenle aldatma ortaya çıkarken aldatan kişinin de ruh halinin sağlıklı olmadığını unutmamalıyız.

ÖNERİLER VE YOL HARİTASI

----*Aldatan eşin yalansız bir şekilde olayı anlatması ve  tüm sorumluluğu üzerine alması
----*Aldatma anlatırken varsa yaşanan cinselliğin detaylarına girilmemesi ve aldatılan tarafın bunda ısrar etmemesi gerekir.Çünkü anlatılması halinde zihinde senaryolaştırma ve filmleştirme ile sorunun çözümü zorlaşır
----*Olayın başında;-ayrılmak,kararsızlık veya ilişkiye devam kararlarından birini vermeden önce,önce olayı öğrenmeye çalışın.İstediğiniz kararı yine verebilirsiniz
----*Sorunun çözümüne,anlaşılmasına ve olağan sürece geçene kadar aldatılan tarafın onayı ve rızası olmadan cinselliğin yaşanmaması
----*Soruları sorarken,ne zaman başladı,neden bitirmedin,cinsellik var mı,duygusallık var mı,tehdit edici bir durum var mı,önlem alınması gereken bir durum var mı?Soruları ağırlıklı kullanılmalıdır
----*Aldatan kişi 3.kişinin iletişim ve adres  bilgilerini vermemelidir.

Eğer aldatıldıysanız,
----*E
şinizle duygusal,cinsel ve paylaşım bağlarını konuşun.Bunları olay netlik kazanana kadar  devam etmeyeceğini ortaklaşa kararlaştırın
----*Devamlı sorgulamak yerine zaman dilimi belirleyin
----*Bütün detayları öğrenmeye çalışmayın
----*Sizin bunu fark edememeniz beceriksizliğiniz değil,güvenmenizin göstergesi olduğunu unutmayın
----*Evliliğinizi ve kendinizi suçlamak yerine,bunun bir evlilik sorunu ve eşinizin tutumu olduğunu unutmayın
----*Kendinizi başkasıyla kıyaslamayın
----*Benden güzel olsaydı  gam yemem demeyin.Sizden güzel olsaydı daha üzülürdünüz
----*Eşinizi devamlı kontrol etmeyin.Maillerini telini cüzdanın karıştırmayın.Bu ilişkinize yapıcı bir katkıda bulunmaz
----*Eğer iletişimle sorunu çözemiyorsanız karşılıklı anlaşarak birbirinize mektup yazın
----*Eşinizin aldatmasına onu aldatarak cevap vermeyin.Size sadece suçluluk hissettir. Sonraki zaman diliminde bu davranışınız sizi hep rahatsız eder
----*Olayın hemen ertesinde hiç bir şey olmamış gibi davranmak yerine,baş başa uzun zaman dilimi içinde olayın detaylı konuşulması,
----*Aldatılan eşin olayı tam öğrenmeden herkese açmaması ve bu olaydan dolayı eşine karşı alınacak tavır ve tepkileri hesaplaması
----*Çocuklara anlatırken, aldatan tarafı suçlamak ve cezalandırmak olarak değil durum hakkında bilgilendirmek olarak açıklanması.Aslında çocuklara anlatırken uzman desteği önemlidir
----*Yine çocuklara anlatırsa şayet; eşlerin aynı şeyleri söylemeleri veya beraber söylemeleri önerilir
----*Çok acı bir süreçti fakat geride kaldı diyebilmek.(M.Sungur).Kabullenmeyi gurursuzluk ve çaresizlik olarak değil, güçlü olabilmek olarak da düşünmeliyiz.

Aldattıysanız;
-----*Aldatma olayını olduğu gibi anlatın ve tüm sorumluluğu üzerinize alın
-----*Aldatmanızı,eşinize mal edecek nedenlere dayandırmayın
-----*Sessiz kalmak yerine, sorulara açık ve samimi cevaplar verin
-----*Evliliğiniz/ilişkiniz  hakkında net konuşun
-----*Sürecin iyileşmesi adına her şey yapmaya hazır olduğunuzu ona bildirin
-----*Eşinizin size güvenmemesine saygı gösterin. Hemen güvenmesini beklemeyin
-----*Aniden sevgi göstergelerinde bulunmayın. İnandırıcı değildir
-----*Mümkün olduğunca, aynı evde yaşamaya devam etmek, çocukların sorumlulukları, ev işleri, cinsellik gibi konularda baskı yapmayın ve eşinizle uzlaşın
-----*Benden ayrılamaz ne de olsa demeyin.Size muhtaç olduğunu düşünerek olayı ört bas etmeyin. Aksi taktirde intikam duygusunu perçinlersiniz.

O Eğer eşi gerçekten pişman olmuşsa,kadında aramızdaki sevgi bağını artırmak için ne yapmalıyım?diye düşünmeli.İnsan değerli bir şey kaybettiği zaman onu hemen unutmaz, tekrar bulmaya çalışır.
Evlilik de böyle.Aldatan eş,yere düşen mücevher gibidir.Mücevheri yere düştü diye çöpe atmak yerine,yerden alıp temizlemekte fayda var.
Ancak kadın,aldatan eşini affederken,ona mutlaka 'bir daha yaparsan sonuçları evliliğimiz için kötü olacak' mesajını vermeli.Çünkü aldatan erkeğin hemen affedilmesi,hiçbir şey olmamış gibi davranılması;onun bu olayı 'bir şey olmadı' şeklinde yorumlamasına ve aynı hatayı tekrarlamasına neden olur(N.Tarhan)
Aldatmalar travma etkisi yaratır.
Ama ilginç olan şudur ki,bazen aldatma olayından sonra evliliklerin daha sağlıklı yürümeye başladığı,bağlılık duygusunun arttığı,sorunların bu tip travmadan sonra netleşip çözüm için ortak hareket edildiği tespit edilmiştir.
Aldatma,sadece kötü evliliklerde olmaz.Dediğim gibi aldatılma,sizin dışınızdaki nedenlerden de olabilir  size dayandırılmış da olabilir.Ama aldatılan kişi ilişkisini veya evliliğini bitireceği gibi,devam da ettirebilir.Her aldatma boşanmayla bitmiyor.
Aldatılmanın sosyal boyutuna kısaca bakarsak, erkekler arasında pekiştirilen,övünülen,bir güç ve beceri  göstergesi olarak kabul edilen bir davranış olması, aldatmayı nicel olarak destekler.
Sanal aldatmayı  aldatmadan saymalıyız bu çerçevede.Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Sosyoloji Bölümü öğrencilerinin gerçekleştirdiği,'Evlilik ve Sadakat'konulu araştırma,sanal flört ve sanal seksin,en yaygın aldatma biçimi haline geldiğini doğruluyor.
Hatta kimi zaman hayatlarına sadece renk katmak için cinsel tatmini internette arayanlar fiziksel bir temas söz konusu olmadığından,bu yaşananların aldatma ya da sadakatsizlik olmadığını düşünüyor.
A
yrıca,bayanlar içinde ise aldatma,yeni heyecan ve kendini kanıtlama olarak algılanmaktadır.Genç sevgili yapmak,duygusal boşluğunu doldurmak halen beğenildiğini test etmek de sosyal anlamda desteklenen göstergelerdir.

Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

YORUMSUZ...... Perşembe, August 27, 2009
Kategori: Hayata dair

YORUMSUZ......

Yorumlar (9) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

ZEKİ KADINLARA SAYGILARIMLA Perşembe, August 27, 2009
Kategori: Mizah kosesi

ZEKİ KADINLARA SAYGILARIMLA

KARI & KOCA
Bir çift hiç konuşmadan arabayla yolda gitmekteydi. Daha önceki bir tartışma münakaşaya dönüşmüştü ve hiçbiri teslim olmak istemiyordu. Keçi, katır ve domuzlarla dolu bir çiftliğin yanından geçerken koca, alaycı bir biçimde sorar: 'Akrabaların mı?' Karısı 'Evet' diye cevap verir ve ekler, 'Senin taraftan akrabalarım'

KELİMELER
Kocası karısına kadınların bir günde kaç kelime kullandığına dair bir makale okuyordu... 'Erkeklerin 15,000 kelimesine karşılık 30,000 kelime'
Karısı yanıtladı: 'Sebebi erkeklere her şeyi tekrar etmek zorunda olmamızdır.' Kocası karısına döndü ve sordu: 'Efendim?'

 YARADILIŞ
Bir gün bir adam karısına sordu: 'Aynı zamanda nasıl hem bu kadar salak, hem de bu kadar güzel olabildiğini anlamıyorum.'
Karısı yanıtladı:  Allah beni sen çekici bul diye çok güzel yarattı; Allah beni seni çekici bulayım diye çok salak yarattı!'

 KONUŞMAMA CEZASI
Bir karı koca evde problemler yaşamaktaydı ve birbirlerine konuşmama cezası uygulamaktaydı. Aniden adam ertesi gün karısının kendisini sabah 5:00 da iş için bir uçuşu olduğundan uyandırması gerektiğini hatırladı. Sessizliği ilk bozan ve kaybeden kendisi olmamak için, bir kağıdın üzerine'Lütfen beni sabah 5:00 de uyandır.'yazdı ve notu karısının görebilecegi bir yere bıraktı.Ertesi Sabah adam uyandı ancak saatin 9:00 oldugunu ve uçuşu kaçırdıgını fark etti.Çok kızdı tam karısının onu neden uyandırmadıgını soracakken yatagın yanında bir parça kagıt buldu.Kagıtta 'saat 5:00 uyan'yazmaktaydı

 Erkekler bu tip yarışmalar için yeterli donanıma sahip değiller (İstisnalar Hariç) Allah erkeği kadından önce yaratmış olabilir, ancak şaheserden önce her zaman bir kabataslak vardır.

Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........

SHAY Pazartesi, August 24, 2009
Kategori: Hayata dair

SHAY

Okuma ve öğrenme zorluğu çeken çocuklara özel eğitim veren bir okul icin bağıs toplama yemeğinde, çocuklardan birisinin babası katılımcılar tarafından asla unutulmayacak bir konuşma yaptı. Okula kendini adamış öğretmenleri kutladıktan sonra şöyle bir soru sordu: 'Dışardaki etkenler tarafından etkilenmedikçe doğa herşeyi mükemmel bir şekil ve sırada yapıyor. Ama yine de oğlum Shay, diğer çocukların öğrendikleri gibi öğrenemiyor. Diğer çocukların anlayabildikleri gibi anlayamıyor. Oğlumda doğal olması
gereken şeyler nerede?'

Bu soru karşısında dinleyiciler sessiz kaldılar.

Baba devam etti. 'Ben inanıyorum ki, dünyaya fiziksel ve zeka engelli Shay gibi bir çocuk geldiğinde, gerçek insan doğası kendini gösterme fırsatını buluyor ve bu da insanların o çocuğa davranış şekillerinde kendini gösteriyor.'

Ve sonra aşağıdaki hikayeyi anlatmaya başladı:

Shay ve babası bir gün parkta Shayin tanıdığı birkaç çocuğun baseball oynadıklarını gördüler.
Shay sordu, 'Acaba oynamama izin verirler mi?'
Shay'in babası çoğu çocuğun Shay gibi bir çocuğun takımlarında oynamasını istemeyeceklerini ama aynı zamanda eğer oğluna izin verirlerse oğlunun o çok ihtiyacını duyduğu, engellerine rağmen başkaları tarafından kabul edilmenin özgüveni ve sahiplenme duygusunu vereceğini de biliyordu.
Shay'in babası çocuklardan birinin yanına yaklaştı ve (fazla birşey
beklemeyerek) Shay in oynayıp oynayamayacağını sordu. Çocuk şöyle danışabileceği birilerine baktı ve sonra 'Şu anda 6 sayı gerideyiz ve oyun sekizinci turunda. Herhalde takıma girebilir ben de onu dokuzuncu turda vurucu olarak sokmaya çalışırım' dedi.

Shay büyük bir gayretle takımın yanına gitti ve yüzünde kocaman bir gülümseme ile takım t-shirtini giydi. Babası gözünde yaş, kalbi sıcak duygularla dolu onu izledi. Çocuklar oğlunun kabul edilmesinden dolayı babanın mutluluğunu gördüler. Sekizinci turun sonunda Shay'in takımı birkaç puan kazandı ama hala 3 sayı gerideydi. Dokuzuncu turun başında Shay eldiveni eline geçirdi ve sağ açık sahaya çıktı. Ona doğru hiç top isabet etmemesine rağmen oyunda olmaktan son derece mutluydu ve babasının ona tribünlerden el salladığını gördüğünde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Dokuzuncu turun sonunda Shay'in takımı yine puan kazandı. Şimdi bütün kaleler doluydu, oyunu kazanma şansı ortaya çıkmıştı ve topa vurma sırası Shay'e gelmişti.

Bu noktada Shay'in vurucu olmasına izin vererek oyunu kaybetme riskini mi almalıydılar? Şaşırtıcı bir hamleyle Shay'e sopayı verdiler. Herkes topa isabet ettirme şansının sıfır olduğunu biliyorlardı çünkü bırakın topa vurmayı Shay sopayı bile elinde tutmasını bilmiyordu.

Ama Shay sahaya çıktığında top atıcı, diğer takımın kazanma şanslarını bir kenara bırakarak Shay'e bu fırsatı tanıdıklarını görünce birkaç adım öne giderek yumuşak bir şekilde topu Shay'e doğru fırlattı. İlk topa Shay zorlukla sopayı savurdu ama ıskaladı. Atıcı tekrar birkaç adım öne doğru geldi ve topu yine yumuşak bir şekilde Shay'e doğru attı. Shay sopayı savurdu ve hafifçe topa dokunarak yere atıcıya doğru vurdu.

Oyun şimdi bitecekti. Atıcı topu yerden aldı ve ilk kaledeki adamına
kolaylıkla atabilecek ve Shay'i sobeleyerek oyunu bitirebilecekti.

Ama atıcı topu aldı ve ilk kaledeki adamının başının üzerinden diğer takım arkadaşlarının erişemeyeceği yere fırlattı.
Tribünlerdeki herkes ve iki takımda bağırmaya başladılar, 'Shay, ilk kaleye koş, ilk kaleye koş!' Shay hayatında hiç bu kadar uzağa koşmamıştı ama ilk kaleye gidebildi. Şaskınlıktan büyümüş gözleriyle yere çöktü.

Herkes bağırmaya devam etti, 'İkinci kaleye koş, ikinci kaleye koş' Nefes nefese Shay zorlukla ikinci kaleye koşabildi. Shay ikinci kaleye geldiği sırada açık sahada diğer takımdan biri topu almıştı ... takımın en küçüğü olan bu çocuk kahraman olma şansını elinde tutuyordu. Topu ikinci kaledeki adamına atabilirdi ama top atıcısının niyetini anladığından o da kasıtlı olarak topu üçüncü kaledeki arkadaşının başının üzerinden attı.

Herkes bağırıyordu, 'Shay, Shay, Shay, bütün yolu koş Shay'

Karşı takımdan birinin yardım ederek onu üçüncü kaleye doğru döndürmesiyle Shay üçüncü kaleye koşabildi, 'Üçüncüye koş! Shay, üçüncüye koş!'

Shay üçüncüye gelirken diğer takımdakı çocuklar ve seyirciler ayağa
kalkmışlardı ve bağırıyorlardı, 'Shay, hepsini koş! Hepsini koş!' Shay
hepsini koştu ve oyunu takımı için kazanan bir kahraman olarak herkes tarafından alkışlandı.

'O gün', dedi babası, gözlerinden yaşlar aşağıya doğru süzülerek,
'iki takımdaki çocuklar da dünyaya bir parça sevgi ve insanlık getirmeyi başardılar'.

Shay bir sonraki yaza yetişemedi. O kış  öldü. Bir kahraman olduğunu ve babasını mutlu ettiğini ve eve geldiğinde annesinin de gözyaşları içinde onu kucakladığını asla unutmadı.

Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı
SEVGİLİ DOSTLAR,YAYIMLANAN KONULARA DÜŞÜNCENİZ NE OLURSA OLSUN YORUMLAYINIZ VE SİTEDE BEGENDİGİNİZ VEYA BEGENMEDİGİNİZ BÖLÜMLER HAKKINDA LÜTFEN AMA LÜTFEN BİR KELİMEDE OLSA DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZLERLE PAYLAŞINIZ.....DÜŞÜNCELERİNİZ BİZİM İÇİN ÖNEM TAŞIR........





<<< ::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::


İletişim.adresi.TIKLA


SİTEMİZ.HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİNİZ

TÜRKİYEMİZİN.DOST DÜŞMANLARI


umudumsensin
Banner degişimi için yukarıdaki
kodlardan birini sitenize ekleyiniz
banner degişimi için lütfen
yorum bölümüne not bırakınız.


Image Hosted by ImageShack.us
nurdanhicyilmaz
Image Hosted by ImageShack.us
_´¯ Eğlence Ve Download Dünyasına TIKLAYIN... ¯`_
gonca
seraplaherseyyy
'Image Hosted by ImageShack.us
Image Hosted by ImageShack.us
mamila
didems
"
oznurla
yurdanur45
Nur Alemi

hamaratkız

ksk60
FreeCity
cisil2006