"Bir Mimar Sinan eseri olan Sehzadebasi Cami'nin 1990'li yillarda devam eden restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir insaat muhendisi, caminin restorasyonu sirasinda yasadiklari bir olayi tv'de soyle anlatmasti.
Cami bahcesini cevreleyen havale duvarinda bulunan kapilarin uzerindeki kemerleri olusturan taslarda yer yer curumeler vardi. Restorasyon programinda bu kemerlerin yenilenmesi de yer aliyordu. Biz insaat fakultesinde teorik olarak kemerlerin nasil insaat edildigini ogrenmistik fakat tas kemer insaasi ile ilgili pratigimiz yoktu. Kemerleri nasil restore edecegimiz konusunda ustalarla toplanti yaptik. sonuc olarak kemeri alttan yalayan bir tahta kalip cakacaktik. Daha sonra kemeri yavas yavas sokup yapim teknikleri ile ilgili notlar alacaktik ve yeniden yaparken bu notlardan faydalanacaktik.
Kalibi soktuk.
Sokmeye kemerin kilit tasindan basladik. Tasi yerinden cikardigimizda hayretle iki tasin birlesme noktasinda olan silindirik bir bosluga yerlestirilmis bir cam siseye rastladik. Sisenin icinde durulmus beyaz bir kagit vardi. Siseyi acip kagida baktik. Osmanlica bir seyler yaziyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan tarafindan yazilmisti. Sunlari soyluyordu. " Bu kemeri olusturan taslarin omru yaklasik 400 senedir. Bu muddet zarfinda bu taslar curumus olacagindan siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Buyuk bir ihtimalle yapi teknikleri de degiseceginden bu kemeri nasil yeniden insaa edeceginizi bilemeyeceksiniz. Iste bu mektubu ben size, bu kemeri nasil insa edeceginizi anlatmak icin yaziyorum. " Koca Sinan mektubunda boyle basladiktan sonra o kemeri insa ettikleri taslari Anadolunun neresinden getirttiklerini soylerek izahlarina devam ediyor ve ayrintili
bir bicimde kemerin insaasini anlatiyordu.
Bu mektup bir insanin, yaptigi isin kalici olmasi icin gosterebilecegi cabanin insan ustu bir ornegidir. Bu mektubun ihtisami, modern cagin insanlarinin bile zorlanacagi tasin omrunu bilmesi, yapi tekniginin degisecegini bilmesi, 400 sene dayanacak kagit ve murekkep kullanmasi gibi yuksek bigi seviyesinden gelmektedir. Suphesiz bu yuksek bilgiler de o koca mimarin erisilmez ozelliklerindendir. Ancak erisilmesi gercekten zor olan bu bilgilerden cok daha muhtesem olan 400 sene sonraya cozum ureten sorumluluk duygusudur
Bir gün çok zengin bir adam oğlunu yanına alarak, insanların ne kadar fakir olabileceğini gÖstermek için onu bir kÖye gÖtürdü. çok fakir bir ailenin evinde bir gün-bir gece geçirdiler. Şehre dÖnerken baba oğluna sordu: "Yolculuğumuzu nasıl buldun?" "çok güzeldi babacığım" diye cevap verdi oğlu. "İnsanların ne kadar fakir olabileceğini gÖrdün değil mi?" "Evet." "Peki ne Öğrendin?" "Şunu gÖrdüm" dedi oğlu: "Bizim evde bir kÖpeğimiz, onların dÖrt kÖpeği var. Bizim evde bahçenin yarısına gelen bir havuzumuz var, onlann kilometrelerce uzunluğunda dereleri var. Bizim bahçede ithal lambalarımız, onlann yıldızlan var. Bizim taraçamız Ön bahçeye kadar, onlarınki ise ufka kadar uzanıyor." Ufaklık konuşurken, babası şaşkınlıktan tek kelime bile edemedi. Ve çocuk ekledi: "Ne kadar fakir olduğumuzu gÖsterdiğin için, teşekkür ederim babacığım!"
>>Sevgili eşime, >> >>7 senelik evliliğimizde sana iyi bir eş olmaya çalıştım ve zannedersem >>de >> >>oldum, ama hiçbir zaman senden bunun karşılığını görmedim. >> >>Hele şu son iki hafta benim için bir cehennemden farksızdı.Bugün Patronun >> >>beni arayıp senin bugün işten ayrıldığını söylediğinde bu artık >>bardağı taşıran son damla olmuştu. >> >>geçen hafta eve geldiğinde, ne saçlarımdaki değişikliğin ne de senin >>en sevdiğin yemeği pişirdiğimin farkına bile varmadın, hatta senin için >>kendime yeni aldığım geceliği bile giydiğimi farketmedin. >> >>Ama sen ne yaptın? eve geldin, iki dakika içinde yemeği mideye indirdin, >> >> televizyonda maç seyrettin ve gidip yattın. >> >>Artık ne bana beni sevdiğini söylüyorsun ne de bana dokunuyorsun, hiç >>ama hiçbir şey yapmıyorsun. Sen ya beni aldatıyorsun ya da beni artık >>eskisi gibi sevmiyorsun. >> >>işte bu yüzden artık seni TERKEDİYORUM. >> >>NOT: >> >>Lütfen beni aramaya kalkma, ERKEK KARDEŞİNLE beraberim ve sana >>hayatında mutluluklar dilerim.!!!! >> >>___________________________________ >> >>Sevgili eski Karıma, >> >>inan yazdığın bu mektuptan başka, hiç ama hiçbir şey beni bu kadar >>sevindirmezdi. >> >>Evet doğru, 7 Yıldır evliydik, ama iyi bir eş olmak dışında, bana her >>şeyi yaptın. >> >>Tamam çok fazla Spor programları seyrediyordum, çünkü senin >>dırdırlarını ancak bu şekilde biraz olsun duymamazlıktan geliyordum, ama bu bile >>fayda etmiyordu. >> >>Tabiki geçen hafta saçlarını neredeyse tamamen kestirip tam bir erkeğe >>benzediğinin farkına varmıştım! tam "aynı Erkeğe benzemişsin >>diyecektim ki,aklıma annemin bir sözü geldi; >> >>"EĞER AĞZINI GÜZEL BİR SÖZ SÖYLEMEK İÇİN AÇMIYACAKSAN, HİÇ AÇMA" >> >>"senin en sevdiğin yemeği yaptım" derken galiba sen beni Kardeşimle >>karıştırmıştın, çünkü o yaptığın yemek benim hiç sevmediğim bir >>yemekti!! >> >> Ben yatmaya giderken üzerinde yeni ve çok seksi bir gecelik vardı >>tamam,ama üzerinde hala Etiketi duruyordu, ve inşallah bu bir >>tesadüftür ama,geceliğin fiyatı 49.99'du ve o gün kardeşim benden tam >>50£ borç almıstı???? >> >>Ama biliyormusun bütün bunlara rağmen ben seni hep sevmiştim, ve >>herşeyin birgün güzel olucağını, değişiceğini ve mutlu olucağımızı umuyordum. >> >>İşten ayrılmamın sebebine gelince, o gün Lotto'da tam 10 Milyon Euro >>kazandığımı öğrenmiştim, hemen Patrona çıkıp istifamı verdim ve ikimiz >> >> için Jamayka'ya iki bilet aldım, ama eve geldiğimde sen bir mektup bırakıp >>gitmiştin. >> >>Belki de bu olayların böyle gelişmesinin bir sebebi vardı ve böyle >>olması gerekiyordu. >> >>Dilerim seçtiğin ve her zaman hayalını kurduğun bu hayatta mutlu >>olursun. >> >> Avukatımın dediğine göre "bıraktığın bu mektuptan sonra, benden hiç >>bir Nafaka talep etmeye hakkın yokmuş!!! nerdeysen orda kal!!! >> >>NOT: Bu seni ne kadar ilgilendirir bilmiyorum ama, adı Carl olan >>kardeşim >> >> bir zamanlar Carla idi... >> >>İmza: >> >>o şimdi çok zengin ve KUŞLAR KADAR HÜR!!!!
Alkollü Birinin Kazasına Kurban Olan Bir Kişinin Hikayesi
ISTE Jacqueline SABURIDO, 19 EYLUL 1999
6 YASINDAKI DOGUMGUNUNDE
BABASI VE SABRINA 1998’DE.
BIR AKSAM ARKADASLARI ILE.
VE ISTE SABRINA’NIN ARABASINDAN ARTA KALANLAR. EVINE DONERKEN 17 YASINDAKI BIR OGRENCI ARABASINA CARPTI. BU OGRENCI ICKILI IDI. VE BU 1999 ARALIK AYINDAYDI.
KAZADAN SONRA SABRINA 40’TAN FAZLA OPERASYON GECIRMEK ZORUNDA KALDI.
JACQUELINE ARABASI YANARKEN BULUNDU, VUCUDU 45 SANIYEDEN AZ BIR SUREDE YANDI.
2000 YILINDA BABASI ILE BERABER.
BAKIMI SIRASINDA
KAZADAN 3 AY SONRA
GOZLERINI ACIK TUTABILMEK ICIN GOZ DAMLASINA IHTIYACI VAR.
SIMDI 20 YASINDA VE ASLA 3 YIL ONCE ALKOLLU OLDUGU ICIN KENDISINI AFFEDEMIYOR. JACQUELINE’IN HAYATINI DURDURDUGUNUN BILINCINDE.
HERKES ARABA KAZASINDA öLMÜYOR.
BU FOTO KAZADAN 4 YIL SONRA CEKILDI VE JACQUELINE HALA BAKIM ALTINDA. VUCUDUNUN % 60’I YANMIS DURUMDA.
Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır. Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası.. Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi. Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı. "Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk.. "Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal" dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi: "Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm." Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı. "Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!." Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına.. "Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi.. "Ben de hayallerimi..".....
O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı. Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen, geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi. Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi, "Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah' tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın."
Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı,"Biraz bekleyeceksin hocam," dedi. "İki-üç dakikaya kadar çıkartıyorum."
Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgahına yaklaşarak, "Ekmeklerimi alayım," dedi. "Benim ikizler acıkmıştır."
Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört-beş tane çıkardı.
Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş, tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu.
Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum. Neden taze ekmeği beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!..
"Bayat ekmekleri kendisi istiyor." dedi fırıncı. "Çok fakir olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum."
"Kim bu adam?" diye sordum.
"Kore gazilerinden " dedi. "Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşla."
Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum.
"Aradaki farkı ben vereyim," dedim. "Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler." Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra da, fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına doldururken şekli bozuk, bayat ekmekleri de tezgahın altına koydu.
"Çok şanslısın hacı amca," dedi. Çocuklar için sana bugün pasta gibi ekmek vereceğim."
Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken. "Allah, senden razı olsun evladım" dedi. "Bugün onların doğum günü olduğunu nereden biliyordun?"
Bizimki bir yasak aşktı...O evliydi..Üstelik hiç de ben karımla anlaşamıyorum,zaten ayrı yaşıyorum,boşanmak üzereyim gibi bir ikiyüzlülük yaşamadık.
"Sizi bekleyen bir bey var..Odanızda..." dedi koridorda karşılaştığım yardımcım."Kimmiş.?" "Bilmiyorum,arkadaşınız olduğunu söyledi.." Yaklaşık yirmi dakika sonra odama döndüğümde ağır hareketlerle ayağa kalkan o beyin kim olduğunu anlamak için başımı kaldırıp yüzüne bakmam gerekmedi..Onaltı yıl geçmişti aradan..Tam onaltı yıl..Şimdi o altmışlarında bembeyaz saçlı bir adamdı..Bense yüzündeki çizgiler derinleşmiş,biraz omuzları çökmüş ,topluca , ellili yaşlarında bir kadın..
Tokalaşmak için ellerimizi uzatmadık..Birkaç saniye öylece durduktan sonra sessizce kucaklaştık..Yüzüne baktım..Kalplerimizin çarpıntısı neredeyse duyulacak gibiydi...Buz gibi ellerimiz buluştu...Yanyana koltuklara oturduk sessizce...
"Beni nasıl buldun.?", "Hiç kaybetmedim ki hep izledim seni..Hep sordum haberini aldım..Her adımını biliyorum..","Oğlun nasıl? " ( ay ne saçma soruydu bu böyle.. ama sordum işte..)
"Herkes iyi..Bizden başka..Senin de kızın var değil mi..?", "Evet..12 yaşında.. " Biz tanıştığımızda benim oğlum o yaştaydı.", "Evet.."
"Ölüyorum ben.."
"???? "
"Salı günü ameliyat olacağım.Sonrası malum..Bir yıl daha ya yaşarım ya yaşamam...", "Ne diyorsun sen yaaa?" "Bunları konuşmaya gelmedim..Hadi Foça’ya gidelim.. "
" Nasıl yani..Ne Foçası? "
" Bak bu son şansımız..Hayatım boyunca en çok ve yalnızca seni sevdim..En çok da seni üzdüm..Birkaç gün..Birkaç gün bugüne kadar yapamadığımız birşeyi yapıp hiçbirşeyi ve hiçkimseyi düşünmeden birlikte olalım..Bu hayallerle ölmek istiyorum..Bunun için geldim.Hayır dersen sana kızmam...Ama bunu sana sormasaydım.... "
" Sema? Sema ne olacak? ", " Bırak şimdi bunları? Gidebilecek miyiz? ", " Ya bilmiyorum..İşyerimden izin almam gerekecek.. Sonra kızım..Onu anneme bırakmam lazım..Ne zaman gideceğiz? Ne zaman döneceğiz..Hey Allahım... "
O akşam saat 20.00 de kalkan İzmir uçağında elele oturuyorduk...
Foça....Sakin iddiasız olağanüstü güzelliğiyle bizi kucakladı..
Bizimki bir yasak aşktı...O evliydi..Üstelik hiç de ben karımla anlaşamıyorum,zaten ayrı yaşıyorum,boşanmak üzereyim gibi bir ikiyüzlülük yaşamadık. " Alıştık birbirimize,.çocuk da var,bir düzen kurulu işte.Gerisini ikimiz de sorgulamıyoruz şimdilik" demişti bana....O kırklı yaşlarının ortalarında bende otuzlardaydım...İkimiz de iş güç sahibiydik..Ne olduğunu anlamadan bir fırtınanın içine düşmüştük.. " ayrılmamız lazım" bizim için " günaydın" kadar alışıldık bir cümleydi..Her seferinde bu son diyorduk..Bir gün bile " madem benden vazgeçemiyorsun o zaman karından ayrıl,ben neyim senin için .. " falan dememiştim.Seviyordu biliyordum ve elinde gelen buydu..Bu kadardı...Bir seferinde " evliliğimi sorgulamaya başladım herşey benim düşündüğüm kadar yolunda olsa senden ayrılabilirdim..Demek ki eksik birşeyler var..Sema ile konuşacağım..Sensiz yaşayamıyorum" dediğinde " böyle birşey yaparsan bu iş biter.Bizimki bir aşk.. aşk biter...sakın bunu yapma" diye karşı çıkmıştım.Aslında karşı çıkmamın nedeni çocuğunun olması ve çocuklar işin içine girince bu ilişkini büyüsünün bozulacağını bilmemdi..Ama onsuz yaşayamıyordum..O da bensiz..İlişkimizi bitirebilmek için üçüncü yılda evini ve işini bir başka şehire taşıdı...Ama bu da işe yaramadı...Sonra kaçıp kaçıp gelmeye başladı..Yılda bir ya da iki kez...Üç yıl da böyle geçti..Ve..altıncı yılda " bir daha gelme" dedim... " gelirsen sana kapıyı açmayacağım.. "
Yine geldi...Ve kapıyı açmadım...İçimdeki bütün çiçekler kurudu...Heryer çöle döndü...Kendimi yerden yere vurdum...Ama zaman herşeyin ilacıydı..Zamanla onu taaa derinlerde biryerlere gömmeyi başardım..Kendime yeni bir hayat kurdum...
İşte şimdi yine yanımdaydı..Zayıflamıştı...1.85 lik 110 kilo dev gibi adam incecik bir dal gibiydi...Hastaydı...Başdönmeleri , başağrıları beyninde büyüyen bir kitlenin eseriydi.Bunu öğrenir öğrenmez ilk düşündüğü şey son kez beni görmek olmuştu..Evlendiğimi,boşandığımı biliyordu..Ortak tanıdıklarımıza hep sormuştu beni ( oysa onlar bana bunu hiç söylememişlerdi aklımı karıştırmamak için) ,öyle şeyler anlatıyordu ki ki bunları nasıl bildiğine şaşırıyordum...Sadece 36 saat sonra hastaneye yatacaktı..Ve biliyorduk ki sonrası sadece acı ve ....
" Seni hep sevdim" dedi. " Sema da bunu biliyordu. Ama onlara her zaman iyi bir eş iyi bir baba oldum..Bu sevgimi içime gömdüm.O da bu tercihime saygı duydu....Oğlum geçen yaz evlendi..Beni göndermeseydin , o gün o kapıyı açsaydın nasıl bir hayatım olacağını hep düşündüm biliyor musun? "
Gülümsedim.. " Belki de şimdi evime dönseydim nasıl bir hayatım olurdu diye düşünüyor olacaktın..Hayat hep tercihlerden ibaret ama bir diğerini seçseydik neler olup biteceğini hiçbirimiz bilmiyoruz.. "
O gece kaldığımız pansiyonda ( zaten bizden başka kimse yoktu ) olabilecek en romantik yemeği yedik...Gecenin bir vakti odaya çıktı, aşağı geldiğinde elinde bir CD vardı...Mutfağa giden kapının yanındaki masanın üzerinde bize saatlerdir en güzel şarkıları çalan müzik setine CD yi yerleştirdi..Yanıma gelip elini uzattı ve beni dansa kaldırdı..
CD den yükselen müziği duyduğumda ona sıkıca sarıldım..Unutmamıştı ...Mıchael Bolton " Tell me how am I suppose to live without you" diyordu...Bu bizim ilk kez dansettiğimiz ve sonraki zamanlarda da bir çok kez birlikte dinlediğimiz şarkıydı..
Ertesi sabah harika bir hava vardı..Kahvaltı ettik,konuştuk,konuştuk.. Yarım kalan ,bitmemiş cümlelerin hepsini tamamlamaya çalıştık..Ve zaman su gibi akıp geçti...
Foça’da ilk kez gerçekten vedalaştık...Bir daha asla görüşme umudumuzun olmadığını biliyorduk..Pazar akşamı ben İstanbul’a dönmek üzere İzmir’e hareket ederken İzmir otobüsünün kapısında son kez kucaklaştık..O da bir başka şehirde yaşamını tamamlamaya gidecekti az sonra..
Salı akşamı yatağıma yattığımda ,bildiğim bir şehrin, bilmediğim bir hastanesinde yatan yakışıklı adama dua ettim...Çok ve uzun süre acı çekmemesi için...
Biliyordum ki O da o anda hastanedeki yatağında,hortumlar serumlar içinde ,hayallerinde Foça’da bir pansiyonda dans ediyordu..Yaralı bereli beyninin içinde dönen o şarkıyı dinleyerek...
" Tell me how am I suppose to live without you Now that Ive been lovin you so long How am I suppose to live without you How am I suppose to carry on When all that Ive been livin for is gone... "
Kutahya Yimpas magazasinda yasanmis bir olaydir.Kütahyali bir kadin alisveris için Yimpas magazasina gider. Kütahyali ya evde ne kadar bilezigi takisi varsa onlarin hepsini Üzerine takar öyle gider.Kadinin kolunda dirseklerine kadar olan bilezikleri gören uyanigin biri kadini takibe baslar. Kadin markette alisverise baslar ve takibe baslayan adam usulca yaklasir ve kadina "Hanimefendi bu kadar bilezik ve takiyi teshir etmeniz biraz sakincali degilmi? Memlekette durumlar kötü,herkes ekonomik olarak zorluklar içerisinde. Kötü niyetli birisi sizi böyle görse size bir kötülük yapip takilarinizi alabilir. O yüzden bütün takilarinizi çantaniza koymaniz yarariniza olur" der.. Kadin korkuya kapilir ve kim oldugunu sorar adama. Adamda kadina "Emniyet mensubuyum" der. Kadin adamin sözlerine hak verir ve bütün bilezik ve takilarini çantasina koyar. Alisverisi tamamlayan kadin kasaya ödeme yapar aldiklarini arabaya yüklerken ayni adam yardim etmek ister ve aldiklarini arabasinin bagajina bir güzel yerlestirir. Bu arada kadinin çantasini da göz açip kapayincaya kadar yürütür. Kadin arabasina biner evinin yolunu tutar. Evinin önüne gelip esyalari indirirken çantasinin olmadiginin farkina varir. Ama nafile giden gitmistir. Geri dönüp Yimpasta oraya buraya sorar bir sonuç alamaz.Kadin polise haber verir kocasina haber verir ama girisimler sonuçsuz kalmistir. Aradan bir kaç gün geçer eve bir telefon gelir. Çantayi çalan adama aramaktadir. Telefonda kadina " Hanimefendi kusura bakmayin geçen gün sizin çantanizi çalan kisi benim. Yaptigim isten ötürü çok üzgünüm.Vicdan azabi çekiyorum. Çantanizi size vermek istiyorum. Bütün herseyiniz içinde. Evinize gelmek isterim ama polise haber vermenizden korktugum için çantanizi Yimpas magazisinda size geri vermek isterim.Lütfen beni affetin"der kadinin gönlünü alir. Kadin o sevinçle kocasina haber verir cümbür cemaat Yimpasa giderler ve adami beklemeye baslarlar.Adam ortalarda yoktur. Adam kadinin Yimpasta olmasini firsat bilip çantadaki anahtarla eve girer ve evdeki degerli esyalarin hepsini alir ve bir not birakir. Eve biraktigi notta su yazilirdir "ilginize çok tesekkür ederim hanimefendi Bu kadar takisi bilezigi olan bir hanimin evide zengindir dedim. Onlari da almaz isem Vicdanim rahat olmaz diye esyalarinizi da aldim. Tessekkürler" Kadin uzun bir beklemeden sonra eve gelir ve esas felaketle karsilasir. Olay hala çözülememis hirsizlar yakalanamamis.