|

|
|
<%ArchiveInfo%>
Ankara'daki Kandil Dağı
Cumartesi, Ekim 14, 2009
Ankara'daki Kandil Dağı
Fatih ALTAYLI'NIN YAZISI ....okunması gerek
Ankara'nın Göbeğinde Kandil Dağı mı Var ? Fatih ALTAYLI
Üç gündür bekliyorum, büyük medyadan birisi sesini çıkaracak mı diye..
Tıs yok. Çıt yok. Bırakın medyayı, yargıdan ses yok, Türkiye'yi yönetenlerden ses yok.
Hafta sonunda televizyonlardan DTP'nin "Güvencinlerin iş başına getirildiği" kongresini izledim. İzlemez olaydım. Kongre tam bir PKK kongresiydi. Kandil dağında yapılsaydı, bundan farklı, bundan öte yapılamazdı. Abdullah Öcalan ve Murat Karayılan'ın kardeşleri kongre salonunda kendilerine ayrılan özel bir bölümde oturdular. Parti önderliğini temsilen.
Dört bir yanda Öcalan posterleri, PKK'nın askeri ve siyasi kanatlarının afişleri vardı. 20 bin kişi 'Öcalan'a özgürlük' diye bağırdı. Ve daha vahimi, çok daha vahimi DTP Kongresi boyunca çalınan, salondakilerin halay çektiği, bir dakika bile susmayan bir "Türküydü". İşte bu türkü kanımı dondurdu.
Türkünün adı "Oramar türküsü" Öyle herhangi bir türkü değil. Yeni bir türkü. Türküyü yazan kim biliyor musunuz? Dağlıca Baskını'nı düzenleyen teröristler. DTP Kongresi boyunca çalınan bu türkü bir Dağlıca baskını güzellemesi. Kendilerince baskını anlatıyorlar. Gerilla dedikleri teröristlerin Dağlıca'ya nasıl geldiğini, Türk askerini nasıl vurduğunu, silahların nasıl konuştuğunu, askerlerimizin nasıl çaresiz kaldığını anlatan ve Dağlıca Baskını'nı yapan teröristlerin övüldüğü, Dağlıca Baskını'nı kutsayan bir türkü. Ve bu "Terör türküsü" DTP Kongresi boyunca fon müziği olarak durmaksızın çalındı.
Ve üç gündür bekliyorum, kimseden ses seda çıkmadı. Bırakın gazeteleri, savcılardan bile çıt çıkmadı. Sadece basın savcılığı, basın suçları açısından bir inceleme başlatmış. Teröre methiye düzülüyor, Dağlıca Baskını'nı yapan teröristler övülüyor ve kimsenin kılı kıpırdamıyor!
Niye?
Ben bilmiyorum. Kimse çıkıp da "DTP legal bir parti" demesin. Legal partilerin terörü övme, kutsama hakkı olamaz. İşçi Partisi'ne terör suçlaması yapılıyor, DTP ise terör türküleri çalıyor.
İş mi bu!
Ve bütün bunlar Ankara'nın göbeğinde oluyor. Ankara'da bir spor salonu Kandil Dağı'na çevriliyor.. Tınan yok. Terör türküleri, Öcalan posterleri Ankara'nın göbeğinde. Öcalan'ı Türkiye'ye getiren Albay ve İmralı'nın bağlı olduğu orgeneral hapiste.
Bunlar birbiriyle doğrudan bağlantılı gelişmelerdir diyemem ama ilgi çekici bir durum olduğu net bir şekilde ortadadır. Türkiye'nin içinde bulunduğu süreci ve gideceği yönü de anlamamızda yardımcı olan bir tespittir. Türkiye'yi yönetenler, Türkiye'nin geleceğini şekillendirenler, ister asker olsun, ister sivil, ister bürokrat olsun ister siyasetçi bu durumun farkında mıdır onu da bilmiyorum.
Ancak böyle giderse Türkiye önümüzdeki 20 yıl içinde ciddi bir toprak kaybıyla karşılaşacaktır. En az ikiye bölünecektir. Hatta bölünmeden de öte bir durum söz konusudur. Bugünün "Terörle mücadele kahramanlarını n" yarın bir gün "Savaş suçlusu" olarak aranması bile ihtimal dahilindedir.
Türkiye şimdiye kadar hiç karşılaşmadığı bir tehditle karşı karşıyadır. Ve ne yazık ki, bu tehdidi idrak edebilecek bir "Dingin kafa" Türkiye'de ortalıkta görünmemektedir.
Bugün Türkiye'nin sorumlu mevkilerinde oturanlar, tarih önünde bu hesabı verecektir!
-- Niceleri geldi neler istediler Sonunda dunyayi birakip gittiler Sen hic gitmeyecek gibisin degil mi O gidenler de senin gibiydiler Bu dunya kimseye kalmaz bilesin Ergec kuyusunu kazar herkesin Tut ki nuh kadar yasadin zorbela Sonunda yok olacak sen degilmisin Ömer Hayyam
|
Yorumlar (4) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
DIŞİŞLERİ BAKANI’NA AÇIK UYARI
Pazartesi, Eylül 26, 2009
DIŞİŞLERİ BAKANI’NA AÇIK UYARI
DIŞİŞLERİ BAKANI’NA AÇIK UYARI Bay Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanı Ankara Kıbrıs ve Ermenistan konularında gazetelere verdiğiniz demeçlerle, televizyon kanallarında yaptığınızı konuşmalarla halkımızı aldatıyor, kandırıyor ve düpedüz yalanlar söylüyorsunuz. Bakın, nasıl yalan söylediğinizi anlatayım. Avrupa Birliği (AB), 6 Ekim 2004 tarihinde Türkiye’ye üç rapor verdi: İlerleme Raporu, Öneriler Raporu ve Etkiler Raporu. AB bu raporlarda; Kıbrıs’ın Rumlara verileceğini, sözde Ermeni soykırımının tanınacağını, Ermenistan’la diplomatik ilişkiler kurulup sınırların açılacağını, Güneydoğu Anadolu’da bir Kürt devletinin kurulmasına giden yolun üzerindeki engellerin kaldırılacağını açıkça yazdı. Sizin hükümetiniz bu raporların tümünü kabul etti. Oysa siz, sanki bu gerçeği bilmiyormuşsunuz gibi 1 Eylül 2009 günü Kıbrıs’ta çözümle ilgili şöyle diyordunuz: “Türk diplomasisi esnektir ama nerede ‘hayır’ diyeceğini bilir.” Bay Bakan, Siz hangi esneklikten söz ediyorsunuz? Yukarıda sözünü ettiğim raporlardaki tüm koşulları kabul eden hükümetiniz, AB’nin öne sürdüğü hiçbir koşula ‘hayır’ dememiştir! Devam ediyorum. 29 Ekim 2004 günü Roma’da, AB’nin 25 üyesi, AB Anayasasını gösterişli bir törenle imzaladılar. Sizin bugünkü cumhurbaşkanınız Abdullah Gül ve bugünkü başbakanınız Recep Tayip Erdoğan bu şatafatlı törene katılıp, ayrı bir belgeye imzalarını koyarak AB Anayasasını kabul ettiler. Hiç bilmez olur musunuz, AB Anayasasını o gün imzalayan 25 üyeden biri de, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni temsil eden Rum Devlet Başkanı idi! Abdullah Gül ve Recep Tayip Erdoğan, işte o tarihte Kıbrıs’ın Rumlara verilmiş olduğunu kabul ettiler. Oysa şimdi siz tutmuş şöyle diyorsunuz: “Yani taktik oyalamalar, zaman kazanma çabaları ve Türkiye’nin üzerinde bir AB baskısı oluşturma gayretleri iyi niyetle bağdaşmaz” Bay Ahmet Davutoğlu, Asıl taktik oyalamalarla zaman kazanma çabaları içinde bulunan siz ve hükümetinizdir. Amacınız ‘hazmettire hazmettire’ Kıbrıs’ın Rumlara verilmiş olduğu gerçeğini Türk halkına kabul ettirmektir. AB belgelerinin tümünde Kıbrıs’tan ‘Republic of Cyprus’ yani Kıbrıs Cumhuriyeti olarak söz edilmekte, yönetimin de Rumlarda olduğu açıkça yazılmaktadır. AB belgelerinin hiçbirinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) diye bir varlığın adı geçmemektedir. Bu gerçeği çok iyi bildiğiniz halde, KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Örgün ile Ankara’da göstermelik bir basın toplantısı yapıyor; “Rumların anlaşma istediğinden emin değiliz.’ Diyerek gerçekleri birlikte saptırmaya çalışıyordunuz. Bitmedi, anlatmayı sürdürüyorum. 17 Aralık 2004 tarihinde başbakanınız Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel’de AB Başkanlar Konseyi’nin Türkiye ile ilgili aldığı bir dizi çok ağır kararı olduğu gibi kabul etti. Kararlar o kadar ağırdır ki, İsveç’i Konsey’de temsil eden İsveç Başkanı dayanamayıp şöyle demek zorunda kalmıştır: “Türkler kalıcı kısıtlamaları kendileri kabul ettiler. Biz olsaydık kabul etmezdik. Eğer Türk tarafı karşı çıksaydı, biz de onları desteklerdik!” Kıbrıs’ın Rumlara verilmesi ve Ermenistan’ı tatmin edecek biçimde sınırların açılması bu kararların en başta gelenleriydi. O günkü hükümetiniz bu ağır koşulları içeren kararları kabullenmekle kalmadı, kendisine bağımlı medyanın da çığırtkanlığıyla Ankara’da taraftarlarına davullu zurnalı bayram yaptırdı. Bay Bakan, Gazetecilerin, Türk limanlarının Kıbrıs Rum kesimine açılması ihtimaline ilişkin soru sorması üzerine, gündemde şu anda böyle bir konu olmadığını söyleyerek şöyle konuştunuz: “Biz daha önce de bu konuyu değişik tecrübelerle yaşadık. Parça çözümlerin, parça tekliflerin nihai sonucu elde etmede çok etkili olmadığını gördük.” Siz, hangi parça çözümlerden söz ediyorsunuz? Hükümetiniz, Kıbrıs’ın tümünü Roma’da ve Brüksel’de Rumlara teslim etmedi mi, imzaları atmadı mı? Bay Ahmet Davutoğlu, Hem siz, hangi limanlarımızdan söz ediyorsunuz? Eski maliye bakanınız Kemal Unakıtan’ın, babalar gibi, “Her şeyi satacağız… Limanları da satacağız” dediğini ne çabuk unuttunuz! Bakın, Recep Tayyip Erdoğan 5 Şubat 2005 günü İzmir’de neler söylüyordu: “Artık limanları devlet eliyle yürütme devri kapandı. Buraları özel sektör alsın, gerekli yatırımları yapsın ve işletsin. Biz de engelleri kaldıralım. Hamdolsun, şu ana kadar sattığımız limanlar çok modern hale geldi. Dileriz İzmir limanı da böyle modern hale gelir.” Bay Bakan, AKP hükümetleri, devletimizin, yani halkımızın neyi varsa nerdeyse hepsini özelleştirme adı altında satıp bitirdi. Bakın başbakanınız söylüyor, devletin elinde liman kalmadı! Limanlarımızın yabancıların eline geçmesini sağlamak için hükümetiniz, tüm engelleri kaldırdı! Bir daha soruyorum, siz hangi limanlarımızdan söz ediyorsunuz? Bakın limanlarımız nasıl birer birer elimizden çıktı: Ege Denizi’ndeki Limanlarımız İzmir Limanı: 1 milyar 275 milyon dolara, Hong Kong merkezli Hutchison Whampoa şirketine satıldı. Türkiye’nin en büyük konteynır ihracat limanı olan İzmir Alsancak Limanı’ndan, yılda ortalama 30–35 milyon TL net gelir elde ediliyordu. Kuşadası Limanı: 02.07.2003 tarihinde, 24 milyon 300 bin dolara, Siyonist Sami Ofer’e verildi. Dikili Limanı: 20.11.2003 tarihinde, 4 milyon 250 bin dolara, Dikili Liman ve Turizm İşletmeleri A.Ş.’ye satıldı. Marmaris Limanı: 26.01.2001 tarihinde, 14.900.000 dolara, Marmara liman İşletme A.Ş.’ye devredildi. Akdeniz’deki Limanlarımız Antalya Limanı: 31.08.1998 tarihinde, 29 milyon dolara, Siyonist Ofer’in eline geçti. Alanya Limanı: 28.11.2000 tarihinde, 1 milyon 600 bin dolara, Alanya Liman İşletmesi Den Tur A.Ş.’ye satıldı. İskenderun Limanı: 09.09.2005 tarihinde, PSA-Tekfen ortaklığına satıldı ancak satış sonradan iptal edildi. O günden bugüne limanda hiçbir yatırım yapılmadı, çürümeye terk edildi. Amaç, sotada bekleyen sansarlara çok ucuza devretmek! Mersin Limanı: 04.08.2005 tarihinde, Singapur PSA’ya satıldı. Limanın adı, ‘Mersin International Port’ olarak değiştirildi. Eylül 2005’de satış iptal edildi. Akbabalar takipte. Karadeniz’deki Limanlarımız Sinop Limanı: 30.06.1997 tarihinde, 800 bin 944 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye devredildi. Ordu Limanı: 30.06.1997 tarihinde, 1.607.887 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye satıldı. Giresun Limanı: 30.06.1997 tarihinde, 3.203.774 dolara, Çakıroğlu A.Ş’ye verildi. Rize Limanı: 06.08.1997 tarihinde, 5.606.605 dolara, Asım Çillioğlu O.G.G’ye satıldı. Hopa Limanı: 17.06.1997 tarihinde, 4.004.718 dolara, Park denizcilik ve Hopa Liman İşletmesi A.Ş’ye devredildi. Trabzon Limanı: 20.11.2003 tarihinde, 20.160.000 dolarla ihaleye çıktı. Samsun Limanı: 12.06.2006 tarihinde, 5 milyon dolarla ihaleye çıktı. Burada bir açıklama yapmam gerekiyor. Büyük çaplı özelleştirmelerde, başta Siyonistler olmak üzere Amerikalılar ve Yunanlılar bazı Türk şirketlerini paravan olarak kullanmışlardır. Tıpkı Siyonist İsrail devleti kurulmadan önce, Filistin’de toprak alımı yapan terörist Siyonistlerin bazı Arapları paravan olarak kullanmış olduğu gibi… Bazı limanlarımızın özelleştirilmesinde Hayyam Garipoğlu ve Alaaddin Çakıcı gibi isimlerin ortaya çıkmış olması bunun en açık kanıtıdır. Marmara Denizi’ndeki Limanlarımız Zeytinburnu Limanı: Paravan şirketler aracılığıyla Siyonist Sami Ofer’e satıldı. Tekirdağ Limanı: 104.923.599 dolara, Akkök Şirketler grubu’na devredildi. Bandırma Limanı: 175 milyon dolara, Çelebi OGG’ye teslim edildi. Bay Bakan, Şimdi size soruyorum. Siz, hangi limanlardan söz ediyorsunuz? Hem devletin limanlarını birer birer satıyor hem de dönüp, limanlarımıza Kıbrıs Rum bandıralı gemileri sokmamaktan söz ediyorsunuz! Acaba doğduğunuz kentin limanına mı Rum bayraklı gemileri sokmamakta direniyorsunuz, ama ne yazık ki Konya’nın da limanı yok! Bay Ahmet Davutoğlu, Bir televizyon programında yaptığınız konuşmada, hükümetinizin bölgede ciddi bir ‘aktör’ olduğunu, önemli bir ‘rol’ oynadığını söyleyip durdunuz. Aktör, rol ve oyun; çok yüce bir sanat dalı olan tiyatroya özgü sözcüklerdir. Tiyatronun dışında kullanıldığında bu sözcükler ‘sahtecilik’, ‘aldatmacalık’ ve ‘yalancılık’ içerirler. Sizin partiniz iktidar olmadan önce diplomasi dilinde ‘devlet adamı’ ve ‘onurlu ve şerefli tavır’ kavramları vardı. Artık devlet adamı yok, aktör var! Onurlu ve şerefli duruş yok, rol var! Bağımsızlık ve ulusal egemenlik ilkelerini savunma yok, oyun var! Aslında bu durum pek de yadırganamaz. Çünkü ABD’nin buyruğunda AB Mandasını kabul etmiş yöneticiler elbette ‘devlet adamı’ olamazlar, onlar senaryosunu emperyalistlerin yazdığı oyunlarda rol alıp sadece sıradan ‘aktör’ olabilirler. Bay Bakan, Türk halkının çok küçük bir azınlığını sonsuza dek uyutabilir, yarısına yakınını da en çok on yıl süreyle kandırabilirsiniz. Ama Türk halkının ezici çoğunluğunu sonsuza dek aldatamazsınız! Bay Ahmet Davutoğlu, Çok hayranı olduğunuz AB ülkelerinde; aldatarak, kandırarak, yalanla dolanla işler çevirenlere ‘Con Man’ denilir. Sizi, açıkça uyarıyorum. Başta Kıbrıs ve Ermenistan olmak üzere, AB ile ilgili tüm konularda halkımızı aldatmaya ve kandırmaya yönelik yalanlar söylemeyi sürdürürseniz, sizi, Türkiye siyasetindeki ‘Con Man’ olarak ilan edeceğim! Yılmaz Dikbaş Araştırmacı Yazar 6 Ekim 2009 dikbas@kalinka.com.tr www.kalinka.com.tr
|
Yorumlar (1) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Türkler ABD'ye nasıl bakıyor?
Cumartesi, August 1, 2009
Türkler ABD'ye nasıl bakıyor?
İşte ABD'de bulunan Pew Araştırma Merkezi adlı kuruluşun yayımladığı yıllık küresel eğilimler raporundan çıkan çarpıcı sonuç:
ABD'de bulunan Pew Araştırma Merkezi adlı kuruluşun yayımladığı yıllık küresel eğilimler raporunda, Türkiye'de ABD'ye olumlu bakanların oranının yüzde 14 olduğu görüldü. 2007'de yüzde 9, 2008'de yüzde 12 olarak ortaya çıkan bu oranın, ABD Başkanlığına Barack Obama'nın seçilmesinin ardından da pek yükselmediği değerlendirmesi yapıldı. Yüzde 14'lük bu yılki oran, ankette yer alan 25 ülke içindeki en düşük oran olarak ortaya çıktı. ABD'ye olumsuz bakan Türklerin oranının da yüzde 69 olduğu belirtildi. Buna karşılık, geçen yılki ankette Türklerin sadece yüzde 2'si, eski Başkan George W. Bush'a güvendiğini ifade ederken, bu yıl Başkan Obama için olumlu görüş ortaya koyanların oranı yüzde 33 çıktı. Ankete Türkiye'de katılanların yüzde 40'ı ABD'yi "düşman" olarak nitelendirirken, bu ülkeyi "ortak" olarak görenlerin oranı yüzde 18 oldu. İki yıl önceki ankette Türklerin yüzde 76'sı ABD'yi olası bir askeri tehdit olarak görürken, bu yıl bu oran yüzde 54'e düştü. Pew Araştırma Merkezinın anketinde, AB'ye olumlu bakan Türklerin oranı yüzde 22, olumsuz bakanların oranı da yüzde 59 olarak görüldü. Ankete göre Türklerin sadece yüzde 2'si, terörist Usame bin Ladin'e olumlu bakıyor.
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Birileri Türkiye'yi kandırmaya mı çalışıyor?...
Cumartesi, Haziran 11, 2009
Birileri Türkiye'yi kandırmaya mı çalışıyor?...
Çin'in Batı'sında bir "soykırım" yürütüldüğüne dair haberleri hep kuşkuyla karşıladım.Bunun iki tane nedeni vardı. İlki görüntülerin tuhaflığı. Görüntülerde ellerinde sopalarla sokağa çıkan insanlar bir polis arabasını, bir toplu taşıma aracını param parça ediyor, önüne gelen herkese ve herşeye saldırıyor. Bunların polisle birlikte Uygurlara saldıran Çinliler olduğuna inanmak mümkün değil. Bunlar daha çok Çinlilere ve güvenlik güçlerine saldıran Uygurlulara benziyordu. Çinli yetkililerin ölenlerin çoğu Çinli açıklamaları da bu görüntülerle uyuşuyor aslında. İkinci neden, içinde "Uygur Ana"larının ve Türkiye'deki uzantılarının her türlü yalana başvurabilecekleri, her türlü gerçeği çarpıtabilecekleri, birilerini kışkırtmak, birilerini oyuna getirmek için her türlü oyuna başvurabileceklerine dair bende oluşan kanaat. Çok geçmedi, haksız olmadığım da ortaya çıktı. Bir tarfik kazasına ait fotoğraf "katliam" fotoğrafı olarak lanse edildiği, Çin'in başka yerlerinde gerçekleşmiş gösterilerin görüntülerini çarpıtarak kullandıkları ortaya çıktı. Başka haberler olayları başlatan bin kadar Uygur'un aniden saldırıya geçtiği, önlerine çıkan hereşeye ve herkese saldırdığı yönünde. Bu tabloya bakınca, ABD'nin kollamasında (muhtemelen babasının hayrına kolluyordur ABD) "Uygur Ana" ve Türkiye ve Çin'deki uzantılarının bu olayları çıkardığı, Türkiye ve Dünya'ya söyledikleri yalanlardan medet umdukları anlaşılıyor. Anlaşılan o ki Türkiye'deki etnik milliyetçiliği ve dinsel inançları kışkartarak birşeyler elde edeceklerini düşünüyor. Peki bunda başarısızlar mı? Pek de başarısız oldukları söylenemez. 'Katliam karesi' trafik kazası çıktı http://www.stargundem.com/siyaset/65455-katliam-karesi-trafik-kazasi-cikti-haberi.html  Katliam değil trafik kazasıymış! Doğan Haber Ajansı tarafından servis edilen ve Hürriyet ve Milliyet, Posta, Radikal ve Sözcü gazetelerinin birinci sayfadan kullandığı “Uygur katliamı” fotoğrafının Mayıs ayında Çin’de gerçekleşen bir trafik kazası sırasında çekildiği ortaya çıktı. http://haber.sol.org.tr/mansetler/mansetsag/16297.html Çin resmi haber ajansı Xinhua, göstericlerin ellerinde taş, sopa ve bıçaklarla mağaza ve arabalara saldırdıklarını, camlarını kırdıklarını bildirirken, Uygur bölgesi yerel hükümeti olaylardan, ABD'de yaşayan Uygur hakları savunucusu işkadını Rabiye Kadir'in sorumlu olduğunu iddia etti. Xinhua haber ajansı tarafından yayınlanan Sincan-Uygur bölgesi yerel hükümeti açıklamasında, "Yapılan ön soruşturma, saldırıların Rabiye Kadir liderliğindeki Dünya Uygur Kongresi" tarafından düzenlendiğini göstermiştir," denildi. http://www.londravizyon.com/node/2397 Wang Kunding adlı bir kişi de, getirildiği hastanede akşam saatlerinde 8-9 Uygur tarafından yolunun kesildiğini, hangi etnik gruptan olduğunu sorduklarında "Han" cevabını vermesinden dolayı dövüldüğünü iddia etti. Şinhua'nın haberinde, olayları çıkaran grupların yerel saatle akşam 20.20 civarında Urumçi'nin ana caddelerinde görülmeye başlandığı, yoldan geçen Han milliyetinden kişileri dövdükleri, otobüslere taş ve sopalarla saldırdıkları, bariyerleri devirdikleri belirtildi. http://www.iha.com.tr/haber/detay.aspx?nid=78700&cid=4(ALINTI)
|
Yorumlar (1) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
DİNİ YİRMİ KURUŞ A SATMAYANLAR
Perşembe, Haziran 2, 2009
DİNİ YİRMİ KURUŞ A SATMAYANLAR
DİNİ YİRMİ KURUŞA SATMAYANLAR
|
|
Londra'daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş. Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 "kuruş" fazla vermiş. İmam yanlışlığı oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünmüş "20 kuruşu geri versem mi şoföre?"... Ama içinden bir ses diyormuş ki "çok küçük bir para ve şoförün zaten umurunda da değil. Otobüs şirketine 20 kuruş ne fark eder?. Bu parayı Allahtan gelen bir hediye gibi... düşünebilirim" İneceği durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş, inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın üstünü fazla verdiniz." Şoför gülümsemiş ve demiş ki : "Siz camiinin yeni imamısınız değil mi? Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, İslam’ı öğrenmek için ve bilerek size fazla para verdim nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim." İmam inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmış-casına bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki: "Allah’ım az daha İslam’ı 20 kuruşa satıyordum!"
Bizler bu "fıkrayı", dini - siyasete, siyaseti- ticarete dönüştürenlere ibret olsun diye yayımlıyoruz. |
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
''Lem yelid ve löp yutar'' boykotu !
Perşembe, Haziran 2, 2009
''Lem yelid ve löp yutar'' boykotu !
''Lem yelid ve löp yutar'' boykotu ! Duman grubuna İhlas suresindeki ayeti değiştirip şarkı sözü yaptığı gerekçesiyle boykot !
Duman Grubu'nun, yeni albümdeki "Rezil" isimli parçada, Kuran'da yer alan İhlas suresindeki "Lem yelid velem yuled" ayetinin "Lem yelid ve löp yutar" şeklinde seslendirmesini dine hakaret olarak nitelendiren Anadolu Gençlik Derneği, gruba karşı boykot kampanya başlattı.
Antalya Gürtaş Oteli'nde yapılan basın toplantısında Anadolu Gençlik Derneği'ne Cansuyu Derneği, Diyanet-Sen, Antalya İmam Hatip Mezunları Derneği, Özgür-Der, Hukuk Der, Tek-Der gibi bazı sivil toplum örgütleri de destek verdi. gruba karşı başlatılan kampanya kapsamında telefon ve e-mail yoluyla da boykot çağrısında bulunuldu.
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Burası Küba değil Dikili
Perşembe, Nisil 24, 2008
Burası Küba değil Dikili
Suyu bedava yapan Özgüven, "değirmenin suyunun" nereden geldiğini anlattı.
Suyu bedava veriyor... 'Ekmeği sudan ucuz veriyor' diyemiyoruz bu yüzden. Ama onun da fiyatı sadece 25 kuruş! Türkiye'nin tek SHP'li İlçe Belediye Başkanı Osman Özgüven, 80 öncesinden kalma posbıyıklarıyla ve eşitlik, özgürlük gibi 'demode' fikirleriyle bir kurtarılmış bölge kurmuş Dikili'de... Kaldırım yeniletmeyi belediye hizmeti sayanlara inat, yoksullara da kaliteli bir hayat sunmak gibi 'suç' teşkil eden fiiller işliyor. İşlemeye devam edecek, ta ki ceza yiyene kadar!
İnsan Dikili'ye girdiği anda, başka bir ülkeye giriş yapmış gibi hissediyor kendini... Sanki İsveç'tesiniz ve Olof Palme iktidarda!.. Sadece parka verdikleri addan değil bu, buram buram sosyal demokrasi kokuyor burası... 80 öncesi olsa kurtarılmış bölge diyeceğim, ama bunun silahsız külahsızı! 80 öncesini hatırlatan tek bir simge var, o da posbıyıklı, genetikten solcu SHP'li İlçe Belediye Başkanı Osman Özgüven.
Kendine de, yaptıklarına da güveni tam, kim ne derse desin! Diyen diyor zaten; kimi diyor ki 'popülist', kimi işi abartıyor 'komünist'e kadar götürüyor. O, kendini 'sosyal demokrat' olarak tanımlıyor. Eşitlik, özgürlük, demokrasi istiyor herkes için. Çok garip geliyor artık kulağa değil mi? Nedense...
Ne mi yapıyor? Suyu bedava veriyor halka... Ulaşım da bedava... Ekmek sadece 25 kuruş, üstelik 225 gramı... Sağlık hizmetlerinde ise bir cennet Dikili. Verelim tarifeyi, karar size kalsın: Muayane 1 YTL, röntgen ve tahlil sadece 6 YTL. Parası olmayandan bu ücret de alınmıyor. İşte ne oluyorsa bundan oluyor!
Şimdi bu posbıyıklı sosyal demokrat belediye başkanı hesap verecek. Kime? Sayıştay'a... Ne için? Halka ucuz ekmek yedirdiği, halkın suyunu halka beleş kullandırdığı için... Olur mu böyle şey, hele ki her şeyin paraya tahvil edildiği bir ülkede? Üstelik ekmekten rant, sudan rant, havadan bile rant kazanmak için yanıp tutuşanların egemen olduğu bir ülkede.
Bu adam bu düzen için gerçekten de ciddi tehlike! Diyebilirsiniz ki; "Kimin malını kime veriyorsun kardeşim?" Aynı soruyu ben de sordum. Sonuçta belediye dediğiniz vergi, harç, rüsum, imar ve emlak gelirleriyle ayakta durup, hizmet veren bir idare. Bir de İller Bankası'ndan aldığı pay var. Soruyorum Özgüven'e, "Bu değirmenin suyu nereden geliyor" diye.
Aslında her belediyeye nereden geliyorsa oradan geliyor tabii ki, ama onun öncelikleri farklı... Her mevsim kaldırım değiştirmek yerine ucuz ekmek vermeyi tercih ediyor ya da 120 üniversite öğrencisine her ay 100 YTL burs... Şimdilerde jeotermal enerjiyle sadece 35 YTL'ye ısınma derdini çözme peşinde. Yaptıkları, yapacaklarının teminatı, işte bu yüzden şimdi soruşturmada. Zira birilerini memnun ederseniz, birilerini kızdırırsınız.
Mesela kaldırım değişmezse, müteahhit kızar. Jeotermal ile temiz ve ucuz enerji verirseniz, doğalgaz dağıtım şirketleri ile odun-kömürcüler köpürür. Ekmeği ucuz dağıtırsanız, fırıncıların tepesi atar. "Atsın" diyor, hatta daha da açık konuşuyor; "Haddimi aştım, bunların bazıları suç, mesela bedava su vermek... Ama ben bu suçu işlemeye devam edeceğim."
Suçu gerçekten de var, serbest rekabete çomak sokuyor! Bu suçu işlemeye devam etmeye çok kararlı. Görevden alınmaktan da korkmuyor. Gerçekten bu adam inatçı; "Görevden bu yüzden alınırsam, bu benim için onurdur" diyor
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
ALLAH memlekete hırsızın bile hayırlısını versin kardeşim.
Cumartesi, Nisil 5, 2008
ALLAH memlekete hırsızın bile hayırlısını versin kardeşim.
Bir hanımteyze... Evde yalnız.
Sabah sabah kapısı çalınır, tak tak tak...
- Kim o?
- Doktor!
Açar kapıyı teyzem... 1'i kadın, 3 kişi.
Derler ki, "hanımefendi, biliyorsunuz AB'ye giriyoruz, bundan böyle vatandaşın hastaneye gitmesine gerek yok, doktorlar eve gelecek, buyrun uzanın kanepeye, muayene edelim."
Teyzemin zaten beli ağrıyor...
Hani, "iyi olacak hastanın doktor ayağına gelir" derler ya... O hesap.
"Allah razı olsun" der, uzanır.
Biri tansiyonu ölçer, biri steteskopla dinler, biri de masaj aleti gibi bir cihazı, yüzükoyun yatan teyzemin beline bağlar.
Teyzem gevşer...
O sırada, "mutfaktan su alıp geleyim", "balkondan otomobile bakayım, çalmasınlar" diyerek, evin içinde gezmelerinden huylanmaz.
Masaj biter...
Teyzem uğurlar, doktorlar gider.
Yarım saat sonra...
Teyzem bir de anlar ki, oğlunun düğünü için sakladığı 6 bilezik, buhar!
*
"Hayırlı hırsız"dan kastım işte bu.
Teşekkür borçluyuz o arkadaşlara.
Çünkü, "Türkiye-AB ilişkisi" hakkında, yüzbinlerce haber yazıldı ama, bu kadar iyi anlatanını hiç görmemiştim!
*
Kanepeye bi uzanıyoruz...
Kıbrıs yok!
Enseye masaj yapıyor...
Bankalar gitmiş!
Aspirin veriyor...
Cep telefonunu araklıyor!
Tahlil yapıyor sanıyorsun...
Kalçadan terör virüsü enjekte ediyor!
Sen keyifle "oooooh, kulunçlarım açıldı valla" diye esnerken...
O çoktan cüzdana dalmış, dünyanın en yüksek faizini götürüyor!
*
"AB doktoru" evin içinde, yükte hafif pahada ağır ne varsa indirdi bagaja... Hálá "Allah razı olsun" diye dua ediyoruz.
*
Teyzem uyandı, polise gitti.
Bizimkiler hálá kanepede!
Bak orda sehpanın üstünde THY var, Ziraat banyoda havluların arasında, Halk Bankası yatak odasındaki dolapta duruyor.
"Elin değmişken, bi de ateşimi ölçüver sevabına!"
|
Yorumlar (1) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
İSLAM KARŞITI FİLM YAYINA VERİLDİ !!
Cumartesi, Mart 29, 2008
İSLAM KARŞITI FİLM YAYINA VERİLDİ !!

BU NE KÜSTAHLIK
Hollanda'da İslam ve yabancı karşıtı çıkışlarıyla tanınan Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders tarafından yapılan İslam karşıtı kısa film İnternet üzerinden yayınlandı.
Fitne adıyla hazırlanan ve yaklaşık 16 dakika süren filmin gösterildiği link, partinin web sitesinde açıklandı. www.liveleak.com adresinden verildiği belirtilen filmde, günümüzde yaşanan terörün kaynağının İslam ve onun kutsal kitabı Kuran-ı Kerim'den kaynaklandığı öne sürülüyor.
Filmin İnternet'te gösterime girmesinin ardından partinin web sayfası aşırı yüklenme dolayısıyla kapandı. Filmin, Hollanda'da televizyonlarda gösteriminin kabul edilmemesi üzerine, Geert Wilders, ABD çıkışlı fithnathemovie.com adresinden verileceğini açıklamıştı.
Hollanda hükümeti videonun İnternet'te yayınlanmasının hemen ardından acil olarak toplandı. Hollanda parlamentosu da olası saldırılara karşı polis korumasına alındı. Film "gelecekte Hollanda böyle mi olacak" sorusuyla başlıyor. Daha sonra eşcinsel çiftlerin idam edildiği, çocukların öldürüldüğü ve bir kadının taşlandığı görüntüleri yayınlanıyor.
Fitne, Hz. Muhammed'in başında bir bomba ile resmedildiği karikatürle bitiyor. Görüntüler Kuran'daki surelerden alıntılar ve bunların arasında radikal Müslüman din adamlarının konuşmalarından bölümler, şiddet olayları ve 11 Eylül saldırıları gibi eylemlerin görüntülerinin bir kolajı şeklinde.
Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende, ulusal televizyona çıkarak yaptığı konuşmada filmi kınadı. Balkenende, filmin İslam'ı şiddetle eş gösterdiğini ve Müslümanları incitmekten başka bir işe yaramadığını söyledi.
Bununla birlikte 'incinmek, şiddet ve tehditlere başvurmayı haklı göstermez' uyarısında bulundu. Filmin sonunda ise yırtılan bir kağıt sesi eşliğinde, 'nefret dolu sözleri Kuran'dan çıkarmak Müslümanlara düşer' deniyor ve film 'İslamileşmeyi durdurun. Özgürlüğümüzü savunun' sloganıyla bitiyor.
İslam'ı yeren bir filmin yapılıyor olduğu haberleri bile bazı Müslüman ülkelerde protesto eylemlerine yol açmıştı. 44 yaşındaki Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders, daha önceden aldığı ölüm tehditleri nedeniyle polis koruması altında. Hollanda hükümeti uzun süre Wilders'i bu filmden vazgeçirmeye çalıştı. Hollandalı yayıncılar böyle bir filmi televizyonlarda yayınlamama kararı aldılar. Bazı İnternet servis sağlayıcıları da filmi yüklemeyi kabul etmediler.
Filmi yayınlayan İngiltere merkezli LiveLeak.com sitesinin yetkilileri ise amaçlarının tarafsızca ifade özgürlüğüne ortam yaratmak olduğunu savundular. Hollanda'da bir yargıç, bugün Bir Müslüman derneğinin filmin nefreti kışkırtmayı suç sayan yasaları ihlal ettiği yolundaki başvurusunu ele alacak. Wilders'in filmi sadece Hollanda'da değil uluslararası alanda da kaygı yaratmıştı. NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, Hollandalı aşırı sağcı siyasetçi Geert Wilders'in İslam dini hakkındaki filminin Afganistan'daki ittifak askerlerine zarar verebileceğini söyledi. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ), İslam korkusunu yayan tutumların dünya güvenliği ve asayişi açısından tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu.
(((DİNİMİZE YAPILAN HAKARET,TERBİYESİZLİK VE KÜSTAHLIKLARINI DİNİMİZE OLAN SAYGIMIZDAN DOLAYI FİLM VE LİNK YAYIMLAMIYORUZ )))
umudumsensin.blogcu.com
|
Yorumlar (2) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
HEPİMİZ MEHMETÇİGİZ
Salı, Şubat 26, 2008
HEPİMİZ MEHMETÇİGİZ
Ve malesef yine şehit verdik........
Şehitlerimize ALLAH'tan rahmet,yakınlarına ve türkiyemize sabırlar ve baş saglıgı diliyorum......
Aslında söylenecek o kadar çok şeyler var ki bazen kelimeler kifayetsiz kalıyor,hep sitem ettik,isyan ettik,hep kınadık,hep lanetler yagdırdık,PKK türkiye topraklarından temizleyinceye kadar yada,son nefesimizi verinceye kadarda devam edecegiz.....
Tv ekranlarından bu yürek parçalayıcı görüntüleri,gözyaşları ve şehitlerimizin ardından yapılan ağıtlar yüreklerimize bir kez daha ateş düşürmüştür...
Hani derler ya ateş düştügü yeri yakar,bu şehit mehmetçigimiz ya nişanlı,ya yeni evli,ya baba adayı,ya baba olmuş yada bekar ve bir annenin ve babanın evlatları,hiç kimse onlar kadar yanamaz,acı çekemez.....
Bu olayların yaşandıgı bu günlerde DTP lilerin türkiyenin karabulutu haline gelen diyarbakırda yaptıgı o çirkin mitingi şiddetle kınıyoruz,gencecik körpe mehmetçiklerimizi şehit verirken utanmadan imralıdaki katil liderlerinin özgürlügünü istiyorlar,adına milletvekilli deniyormuş,iyide kimin vekilli hangi millettin vekilli,DTP li kuklalar ancak İSRAİL ve ABD nin kuklaları olup PKK nin yandaşları olabilirler........
Sakın kürtleri temsil ettiklerinizi sanmayın,siz ancak PKK terör örgütünü ve yandaşlarını temsil edebilirsiniz.
Asla bu vatan ve bayrak aşkını kalplerinde taşıyan,bu ülke ve toprakları için canlarını seve seve feda eden,İSRAİL ve ABD nin kuklaları olmayan,ve bu vatan bir bütündür,parçalanamaz sözünü tekrar eden kürtleri asla ve asla temsil etmiyorsunuz...
Bu artık kürt sorunu veya kürt haklarını savunma olayı falan degil,bu küstah İSRAİL ve ABD nin ortadoğu projesi için malzeme olarak kulandıgı kuklalarsınız,amacınız ne olursa olsun asla emelerinize ulaşamayacaksınız.....
Bu güzelim vatanını seven ve bütünlügünü savunan kürtlere degil,bu vatanı bölmeye çalışan her kim olursa olsun,başta İSRAİL,ve ABD sonra PKK terör örgütüne,imralıdaki liderlerinize,sadece katillerin vekilli olan siz DTP liler ve PKK yandaşlarına bir degil binlerce kez lanetler olsun.............
Şehitler ölmez vatan asla ve asla bölünmez.....
Ne şuyuz ne buyuz
HEPİMİZ MEHMETÇİGİZ
Ömer F.
umudumsensin.blogcu.com
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
<<< :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: |
|
|
|
|
|