|

|
|
<%ArchiveInfo%>
Şizofreni nedir biliyor musunuz?
Pazartesi, Ocak 28, 2008
Şizofreni nedir biliyor musunuz?
Amaç hastalığı tanıtmak, ama daha da önemlisi hastalığı tanırken, kendi içimizdeki bilinmeyene olan korku ve reddetme hastalığı ile insanları yüzleştirmekti. Şizofreni, artık tedavi edilebilen, hastaların günlük yaşama, sosyal hayata katılması ise mümkün olan bir hastalık. Peki bilgisizliğimiz ve cahilliğimizden kaynaklanan ön yargılarımız, bize benzemeyenleri dışlayan, aramıza katmamızı engelleyen, onları desteksiz bırakan vicdansızlığımız ve umursamazlığımız tedavi edilebilir mi? GENETİK FAKTÖRLER VAR Şizofreni, düşünme, duygu ve davranışlarda bozukluklarla giden, insanın içe kapanarak, kendine özgü bir dünyada yaşadığı, gerçeklerden ve insanlar arası ilikilerden uzaklaştığı bir hastalıktır. Genellikle genç yaşlarda (15-25) başlamakla birlikte, daha geç yaşlarda da olabilir. Çok nadir olmayan bu hastalık, ne kadar erken yaşta başlarsa, yarattığı hasar o kadar fazladır. Kesin nedeni bilinmemektedir. Ailede şizofren olması, riski artırır. Uzak akrabalarda olması ise daha düşük bir risktir. Genel olarak biyokimyasal etkenler önemlidir. Genel olarak çevreye ilgisizlik vardır. Konuşmada dağınıklık, kendine özgü anlamı olan kelimelerle, içerik olarak garip gelen konuşmalar, anlamsızlıklar, mantıksızlıklar olabilir. Duygularda azalma, tepkisizlik, dışa vurumda sorunlar olur. Hareketlerde de bazı değişiklikler gözlenir. Algı ve düşünce bozuklukları şizofrenide önemlidir. Dikkatin çabuk dağılmasının şanı sıra önemli algı bozuklukları olur. Bunlar halüsünasyonalar (varsanılar) ve illüzyonlardır (yanılsamalar). Yanılsama, dışarıdan gelen uyaranın yanlış algılanmasıdır. Düşünce akışında bazen hızlanma, bazen kopmalar, bazen de duraklamalar olur. Bunlar konuşmalara yansıyabilir. Karışık, anlaşılmayan konuşmalara dönebilir. Düşünce içeriğinde görülen bozukluklara 'sanrı' denir. Sanrının anlamı, gerçeğe uymayan ama mantıklı tartışmalarla değiştirilemeyen düşüncedir. Düzensiz, tutarsız sanrılar, şizofreninin özelliklerindendir.Bilmemek ve uzak durmak bizi korumuyor.Tanımak ve çare aramak,destek olmak zorundayız. Şizofreni, ilaçlarla tedavi edilebilen bir hastalıktır.Başta sorduğum,vicdansızlığımızın ve umursamazlığımızın tedavisi ise bilgilenmekte ve onlarla birlikte yaşayarak,destek olmaktır.
Kim tedavi olmak istemez ki?
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Beynin şifresini çözdük
Salı, Haziran 24, 2007
Beynin şifresini çözdük
PROF. DR. PRINCIPE:
Beynin şifresini çözdük
ANTALYA (AA) - Florida Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Jose C. Principe , beynin şifresini çözdüklerini iddia ederek "Beynin hangi bölümünün ne iş yaptığını ortaya çıkardık" dedi.
Antalya Talya Oteli'nde düzenlenen 5. Uluslararası Biyomedikal Mühendisliği ve Gelişen Teknolojiler Sempozyumu 'nda konuşan Prof. Dr. Principe, yaptıkları çalışma ile beynin hangi bölümünün ne iş yaptığını ortaya koyduklarını bildirdi. "Çağın devrimi" olarak nitelendirdiği çalışma ile beynin hangi bölümünün ne işe yaradığını, hangi organa hükmettiğini belirlediklerini ifade eden Principe, şunları söyledi:
"Bu çalışma ile beyin dalgalarını toparlayıp, işleyip, elleri çalışmayan insanların ellerinin çalışması sağlanabilecek. Artık beyindeki sinyallerin ne anlama geldiğini biliyoruz. Beyin ile vücut arasındaki iletişim çözüldü. Bu metotla beynin hangi bölümünün ne iş yaptığını ortaya çıkardık. Beyne yerleştirilen elektronik bir çip vasıtasıyla yapay kola beyinden komut vererek istenilen hareket yaptırılabiliyor. Artık doğuştan veya kaza sonucu kolu olmayanlara takılacak yapay kolla, organ eksikliği giderilecek. Yapay kol sağlam kol gibi iş yapabilecek hale gelebilecek."
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
John Hopkins'den Kanser Güncellemesi
Pazar, Haziran 1, 2007
John Hopkins'den Kanser Güncellemesi
John Hopkins'den Kanser Güncellemesi
1. Herkesin vücudunda kanser hücreleri vardır. Bu kanser hücreleri birkaç milyara kadar çoğalmadıkça standart testlerde görülmezler. Doktorlar kanser hastalarına tedaviden sonra vücutlarında artık kanser hücresi kalmadığını söyledikleri zaman, bu yalnızca kanser hücrelerinin testlerle saptanamayacak düzeyde olduğu anlamına gelir.
2. Bir kişinin hayatı boyunca 6 ile 10 kez kanser hücreleri oluşabilir.
<******>
******>
3. Kişinin bağışıklık sistemi güçlü olduğu zaman kanser hücreleri yok edilir ve çoğalarak tümör oluşturmalarına engel olunur.
4. Bir kişide kanser olması, o kişide çoklu beslenme eksikliği olduğuna işaret eder. Bunlar genetik, çevresel, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.
5. Çoklu beslenme eksiklini yenebilmek için diyeti değiştirmek ve ek takviye almak bağışıklık sistemini güçlendirir.
6. Kemoterapi hem hızlı çoğalan kanser hücrelerini, hem de kemik iliğinde, sindirim sisteminde v.s.'deki hızlı büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler v.s.'de organ tahribatına yol açar.
7. Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken; sağlıklı hücre, doku ve organları da yakar, yaralar zarar verir.
8. Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar. Kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına yol açmaz.
9. Kemoterapi ve radyasyondan dolayı vücut çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi ya tehlikeye düşer, ya da yıkılır; dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.
<******>
******>
10. Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinde mutasyona neden olabilir ve dirençlerinin artarak yok edilmelerini zorlaştırabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.
11. Kanser hücreleri ile savaşmakta etkili bir yöntem ise onları çoğalmak için ihtiyaçları olan gıdalardan yoksun ve aç bırakmaktır.
KANSER HÜCRELERİ AŞAĞIDAKİLERLE BESLENİRLER:
a. Şeker kanser besleyicidir. Şekeri kesilerek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur. NutraSweet, Equal, Spoonful v.s. gibi tatlandırıcılar zararlı olan Aspartam ile yapılırlar. Daha iyi bir tatlandırıcı Manuka balı veya molastır, ama az miktarda alınmalıdırlar. Sofra tuzunda beyazlatıcı olarak kimyasallar bulunmaktadır. Daha iyi bir seçenek Bragg'in aminosu veya deniz tuzudur.
b. Süt vücudun, özellikle sindirim sisteminde, mukus üretmesine neden olur.
<******>
******>
Kanser mukusla beslenir. Süt yerine tatlandırılmamış soya sütü tüketilerek kanser hücreleri aç bırakılabilir.
c. Kanser hücreleri asit ortamda gelişirler. Et temelli diyet asittir ve sığır eti veya domuz eti yerine bol balık ve az tavuk eti yemek en iyisidir. Ette, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri bulunur.
d. %80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, nohutgiller ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudu bazik (alkali) ortamda tutar. %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen ve sağlıklı hücreleri besleyen ve çoğalmalarını hızlandıran canlı enzimler içerirler. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze (sebzelerin çoğunluğu ve fasulye filizi) yiyin veya suyunu için ve günde 2-3 kez çiğ sebze yiyin. Enzimler 40 oC'de yok
<******>
******>
olurlar.
e. Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metaller içeren musluk suyu yerine arıtılmış veya filtrelenmiş su içiniz. Damıtılmış su asittir, kaçınılmalıdır.
12. Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister. Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve daha çok toksin birikimine neden olur.
13. Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et yemekten kaçınarak veya azaltarak, kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimler daha çok açığa çıkar ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.
14. Bazı destek maddeleri (IP6, Flor-ssence, Essiac, anti-oksidanlar, vitaminler, mineraller, EFA'lar v.s..) bağışıklık sistemini güçlendirerek, vücudun kendi öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmesine yardımcı olur.
<******>
******>
E vitamini gibi diğer destek maddelerinin de, vücudun hasarlı, istenmeyen veya ihtiyac olmayan hücrelerin atılmasının normal yolu olan, apoptoziz veya programlanmış hücre ölümüne yardımcı olduğu bilinmektedir.
15. Kanser zihinsel, bedeni ve ruhsal bir hastalıktır. Öngörülü ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar. Öfke, affetmezlik ve acı bedeni stresli ve asitli bir ortama sokar. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı öğrenin. Sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
16. Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve derin nefes alma hücre düzeyine kadar daha fazla oksijen alınmasına yardımcı olur. Oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir.
JOHN HOPKINS HASTANESİNDEN KANSER GÜNCELLEMESİ – LÜTFEN OKUYUNUZ
1. Mikrodalga fırına plastik kap ve ambalaj koymayınız.
<******>
******>
2. Dondurucuya su şişesi koymayınız.
John Hopkins Hastanesi bunu yakın bir zamanda bülteninde yayınlamıştır. Bu bilgi Walter Reed Ordu Tıp Merkezi tarafından da yayınlanmaktadır. Dioksin kimyasalları kansere, özellikle de göğüs kanserine, neden olmaktadır. Dioksinler vücudumuzun hücreleri için son derece zehirlidir. Plastik şişelerdeki suyu dondurmayınız, çünkü bu plastiğin içindeki dioksinin salınmasına neden olur.
Castle Hastanesi Sağlıklılık Programı Yöneticisi Dr. Edward Fujimoto bu sağlık tehdidini anlatmak için yakınlarda bir televizyon programına çıktı. Dioksinleri ve bizim için ne kadar kötü olduklarını anlattı. Plastik kaplar içindeki yiyeceklerimizi mikrodalga fırınlarda ısıtmamamız gerektiğini söyledi. Bu özellikle de yağlı yiyecekler için geçerli. (İngilizce metindeki fat sözcüğünün gerçek anlamı hayvansal yağdır.) Söylediğine göre yağ, yüksek sıcaklık ve plastik kombinasyonu dioksinin gıdaya geçmesine ve sonunda vücudumuzun hücrelerine ulaşmasına neden olmaktadır.
Bunun yerine kendisi yemekleri ısıtmak için Corning Ware, Pyrex gibi cam kaplar veya seramik kaplar kullanılmasını tavsiye etmektedir. Yani hazır yemek ve çorbalar ısıtılmadan önce ambalajından çıkarılıp uygun kaplara konulmalıdır. Kağıt uygundur, ama kağıdın içinde de ne olduğu bilinmemektedir. Sıcaklığa dayanıklı cam kap kullanmak daha güvenlidir. Kendisi yakın bir zamanda fast food restoranlarının plastik köpük kaplardan kağıt kaplara döndüğünü de hatırlattı. Nedenlerden bir dioksin sorunuydu. Kendisi plastik ambalaj malzemesi ile örtülmüş yiyeceklerin mikrodalga fırında pişirilmesinin aynı derecede sakıncalı olduğunu da söyledi. Yiyecekler radyasyona maruz kalıp ısınıca, yüksek sıcaklıkta plastiğin içindeki zehirli toksinler eriyip yiyeceklerin üstüne damlamaktadır. Yiyecekler plastik yerine kağıt havlu ile örtülebilir.
<******>
******>
Bu makale hayatınızda sizin için önemli olan herkese gönderilmelidir.
|
Yorumlar (3) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Depresyona yeni ilaç: Evlilik
Cuma, Mayıse 22, 2007
Depresyona yeni ilaç: Evlilik
Depresyona yeni ilaç: Evlilik
 |
|
Haziran 22,2007 |
Bilimsel araştırmalar, depresyonda olan insanların evlilik yaparak şikâyetlerinden kurtulabileceğini gösteriyor. Bilim adamları, son araştırmaların evliliğin depresyon tedavisinde çok önemli rol oynadığını belirterek, orta halli giden bir izdivacın bile bu konuda kayda değer etkisi olduğunu bildirdi.
Psikolojik mutluğun evliliğin kalitesi ile doğru orantılı olduğuna dikkat çeken psikologlar, evli çiftlere göre depresyondaki insanların iletişim ve ilgi eksikliği içinde olduklarına dikkat çekti.
Ohio Eyalet Üniversitesi sosyoloji bölümü öğrencilerinden Adrianne Frech ve Kristi Williams, uyumlu evlilik yaşayan insanların psikolojik olarak da çok dengeli ve mutlu olduklarını yaptıkları araştırmalar sonunda açıkladı.
Teorilerini ispat etmeye çalışan iki öğrencinin, 1987 ve 1988 yılları arasında depresyon geçirmiş yaklaşık 3 bin 66 erkek ve bayan ile görüşüp depresyon testi yaptıkları, beş yıl sonra aynı grupla yeniden görüşen araştırmacıların, 5 yıl içinde evlenen deneklerin evlenmemiş deneklere göre depresyon şikâyetlerinde gözle görülür bir azalma tespit ettikleri öğrenildi.
Depresyondaki insanların evlendiklerinde şikâyetlerinin artacağını sandıklarını belirten araştırmacılar, ancak araştırma sonucunun kendileri için de sürpriz olduğunu dile getirdi.
Evlilikteki paylaşımcılığın ve duygusal desteğin depresyon hastalığının tedavisindeki en büyük etmen olduğu sanılıyor.
|
Yorumlar (1) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Alkol, kadınların beynine daha hızlı zarar veriyor
Perşembe, Nisan 24, 2007
Alkol, kadınların beynine daha hızlı zarar veriyor
Alkol kadınların beynine daha hızlı zarar veriyor
Rusya'da yapılan bir araştırmada alkolün, kadınların beynine erkeklerinkinden daha hızlı zarar verdiği belirtildi.
Amerikan ''Alcoholism: Clinical and Experimental Research'' dergisinde yayımlanan haberde, daha önceki araştırmalarda, alkolün kadınların kalp ve karaciğerine erkeklerde olduğundan daha hızlı zarar verdiğinin belirlendiği hatırlatıldı.
Habere göre, Rus araştırmacılar, 2 cinsiyetin alkolden nasıl etkilendiklerinin belirlenmesi için, 18-40 yaşlarındaki 24'ü kadın 78'i erkek 102 alkol bağımlısına testler yaptı. Genelde hafızayla ilgili aynı testler alkol bağımlısı olmayan 68 erkek ve kadından oluşan bir kontrol grubuna da uygulandı.
Testlerin yapılmasından önce alkoliklere 3-4 hafta alkol verilmedi.Görsel hafıza, düşünme ve problem çözümleriyle ilgili testlerde erkeklerle kıyaslandığında kadınların daha az başarılı olduğu ortaya çıktı.
Maryland eyaletindeki Baltimore Uluslararası Araştırma Merkezi'nden Doktor Barbara Flannery, kadın organizmasının erkek organizmasından farklı olduğunu ve kadınların vücutlarında erkeklerinkinden daha az su bulunması nedeniyle kadın organizmasında alkolün yoğunluğunun daha fazla olduğunu söyledi.
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
BEYIN KANAMASI..Lutfen cok dikkatle okuyunuz.
Cuma, Nisil 13, 2007
BEYIN KANAMASI..Lutfen cok dikkatle okuyunuz.
BEYIN KANAMASI
Lutfen cok dikkatle okuyunuz.
Mangal yaparken aniden Sinem'in ayagi takildi ve dustu.
Hemen Ambulans'a haber vermek istedilerse de
Sinem buna karsi cikti - kendisini iyi hissettigini ve dusmesine
sepep olarak da ayakkabilarinin yeni oldugunu gosterdi.
Biraz titrek ve solgun gorundugunden, arkadaslari ustunu basini temizlemeye yardimci oldular ve onune dolu bir tabak koydular,
cunku elindeki tabagi dusurmustu. Sinem aksama kadar digerleriyle
birlikte eglenmeye devam etti.
Esi aksam oldugunda hepimizi arayip Sinem'in hastaneye kaldirildigini haber verdi. Aksam saat 23:00'te Sinem vefat etmis. Meger Mangal yaparken
Beyin Kanamasi gecirmis.
- Eger herhangi biri bunun bir Beyin kanamasi oldugunu anlasaydi Sinem bugun hayatta olurdu.
Lutfen asagidaki yaziyi dikkatle okuyunuz:
Bir Noroloji Uzmani soyle der:
Onemli olan Beyin kanamasi teshisini koymak ve 3 saat icerisinde
bunu tedavi ettirmek, ki bu hic de kolay degil.
Beyin kanamasi oldugunu anlamak icin asagidaki dort adimi uygulamak gerekir:
Beyin kanamasi semptonlarini anlamak cok zor olabilir. Fakat bu konuda bilgisiz olup beyin kanamasi geciren kisiye mudahale edilmezse, beyini cok ciddi zararlar gorebilir.
Doktorlar, artik herkesin asagidaki 4 adimi uygulamakla, bunu kolayca anlayabilecegini soylemektedir.
1- Kisinin gulumsemesini istemek (eger yapamazsa = Felc demektir)
2- Kisinin cok basit bir cumle soylemesini istemek ("Bugun cok guzel bir gun") gibi.
3-Kisiden her iki kolunu birden kaldirmasini istemek.
4-Kisiden dilini disari cikartmasini istemek. Eger yamulmussa bu da felc gecirdigine isarettir.
Eger kisi bu dort adimdan birini yerine getiremiyorsa - "lutfen" derhal acil Servise haber veriniz ve Doktora telefonda durumu izah ediniz.
ALINTI
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
GÖZ DAMLASININ ORUCU BOZUP BOZMAYACAĞI
Perşembe, Nisil 5, 2007
GÖZ DAMLASININ ORUCU BOZUP BOZMAYACAĞI
DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU KARAR VE MÜTALAALARI

|
GÖZ DAMLASININ ORUCU BOZUP BOZMAYACAĞI
Göz damlasının ve astımlı hastaların nefes alabilmek için kullanmak zorunda oldukları, ağzına küçük zerrecikler halinde püskürtülerek (sprey) aldıkları ilaçların orucu bozup bozmayacağı hususları Kurulumuzca incelendi. Yapılan müzakere sonunda:
1) Mütehassıs göz tabiplerinden alınan bilgilere göre, göze damlatılan ilacın miktar olarak çok az (1 mililitrenin 1/20'si olan 50 mikrolitre) oluşu ve bunun bir kısmının gözün kırpılmasıyla dışarıya atıldığı, bir kısmının gözde, göz ile burun boşluğu birleştiren kanallarda ve mukozasında mesamat yolu ile emilerek vücuda alındığı ancak yok denilebilecek kadar çok az bir kısmının sindirim kanalına ulaşabilme ihtimalinin bulunduğu dikkate alınarak, İslam fakihlerinin de belirttiği gibi göz damlasının orucu bozmayacağına;
2) Bir kısmı ağız cidarında emilerek yok olacak kadar az olması ve esasen yutulmadıkça ağıza alınan suyun orucu bozmadığı ve orucun teşri hikmeti dikkate alınarak, astımlı hastaların ağıza püskürtülerek aldıkları ilacın da orucu bozmayacağına;
Karar verildi. | |
|
Yorumlar (1) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
Organ Nakil
Perşembe, Nisil 5, 2007
Organ Nakil
DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU KARAR VE MÜTALAALARI

(Organ Nakil)
KARAR TARİHİ : 03.03.1980
Hacettepe Üniversitesi Tıp. Fakültesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Mehmet Haberal’ın ölmüş kimselerden alınacak organ ve dokuların, tedavileri ancak bu yoldan yapılabilecek hastalara nakli konusunda, Başkanlık Makamından havale olunan dilekçesi Kurulumuzca incelendi.
Yapılan müzakere sonunda :
Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, organ ve doku nakli konusunda sarih bir hüküm bulunmamaktadır. İlk müçtehit ve fakihler de, kendi devirlerinde böyle bir mesele söz konusu olmadığı için, bu ameliyyenin hükmünü geniş şekilde açıklamamışlardır. Ancak dinimizde, Kitap ve Sünnet’in delaletlerinden çıkarılmış umumi hükümler ve kaideler de vardır. Kitap ve Sünnet'te açık hükmü bulunmayan ve her devirde karşılaşılan yeni yeni meselelerin hükümleri, İslam fakihleri tarafından bu umumi kaideler ile hükmü bilinen benzer meselelere kıyas edilerek çıkarılmış, hiçbir mesele cevapsız bırakılmamıştır. Organ ve doku nakli konusunda hükmünü tayinde de aynı yola baş vurulması uygun olacaktır.
Bilindiği üzere, insan mükerrem bir varlıktır. Mahlukatı içinde Allah onu mümtaz kılmıştır. Bu itibarla normal durumlarda ölü ve diri kimselerden alınan parça ve organlardan faydalanılması, insanın hürmet ve kerametine aykırı görüldüğünden, İslam fakihlerince caiz görülmemiştir. Ancak, zaruret durumunda, zaruretin mahiyet ve miktarına göre bu hüküm değişmektedir.
Nitekim dinimiz, bir kısım fiil ve davranışları yasak kılmış, Kitap ve Sünnet bunları tespit etmiştir. Sözgelimi murdar hayvan (meyte), kan, domuz eti, şarap... vb. şeylerin yenilip içilmesi, alınıp satılması, ilaç olarak kullanılması haram kılınmıştır. Ancak zaruret halinde bunlardan zaruret miktarında (ölmeyecek kadar) yenilip içilmesinin (el-Bakara, 173; el-Maide, 3; el-En’am, 119) meşru olduğu beyan buyrulmuştur.
Söz konusu ayet-i celilelerden, İslam fakihleri, zaruretlerin bir ölçüde dinen yasaklanmış şeyleri mübah kıldığı ve zaruret halinde sadece ayet-i kerimelerde beyan edilen yasakların değil, zaruret halinin giderilmesi için yapılması zorunlu ve başka bir çare olmayan bütün yasakların zaruret miktarınca işlenmesinin caiz ve mübah olduğu sonucuna varmışlardır.
O halde, ölmüş kimselerden tedavi maksadıyla organ ve doku alma ve bunları hasta veya yaralı kimselere nakletme konusunda bir hükme ulaşabilmek için;
Zarurete binaen, cesedin kesilmesi, organ ve dokularından bir kısmının alınmasının caiz olup olmadığı,
Hastalığın tedavisinin zaruret sayılıp sayılmayacağı (Haram ile tedavinin hükmü)
Organ ve doku nakli caiz ise hangi şartlarla caiz olduğunun bilinmesi gerekmektedir.
İslam fakihleri, karnında canlı halde bulunan çocuğun kurtarılması için ölü annenin karnının yarılmasına,
Başka yoldan tedavileri mümkün olmayan kimselerin kırılmış kemiklerinin yerine, başka kemiklerin nakline,
Bilinmeyen hastalıkların öğrenilmesi ve hayatta bulunmaları sebebiyle ölülere nisbetle daha çok şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanabilmesi için, yakınlarının rızası alınmak suretiyle, ölüler üzerinde otopsi yapılmasının caiz olacağına,
Fetva vermişler, canlı bir kimseyi kurtarmak için, ölünün bir parçasını itlaf etmeyi caiz görmüşlerdir. Nitekim, Müşavere ve Dini Eserleri İnceleme Kurulu’nun 16.4.1952 tarih ve 211 sayılı kararında, özetle;
“...âmmenin menfaat ve maslahatı göz önünde tutularak, bilinmeyen bir hastalığın bilinir hale gelmesi, hastalığın bilinmemesinden doğacak âmme zararının önlenmesi, hayatta bulunmaları sebebiyle daha şayan-ı ihtiram olan hastaların tedavilerinin sağlanması gibi maslahat ve şer’î hikmetlerin husule gelmesini temin için, yakınlarının rızası alınarak, ölüler üzerinde otopsi yapmanın caiz olacağı ve bu gibi sebepler dolayısıyle ölüye gösterilmesi gereken hürmet ve tekrimin zevaline katlanmanın, İslamî hükümlerin bir gereği olduğu...” ifade olunmuştur.
İslam fakihleri, açlık ve susuzluk gibi, hastalığı da haramı mübah kılan bir zaruret saymışlar, başka yoldan tedavileri mümkün olmayan hastaların haram ilaç ve maddelerle tedavilerini caiz görmüşlerdir. Günümüzde kan, doku ve organ nakli ve tedavi yolları arasına girmiş bulunmaktadır. O halde, hayatı veya hayatî bir uzvu kurtarmak için başka çare olmadığında, kan, doku ve organ nakli yolu ile de bazı şartlara uyularak, tedavinin caiz olması gerekir. Nitekim, Müşavere ve Dinî Eserleri İnceleme Kurulunun 25.10.1960 tarih ve 492 sayılı kararında, “tedavileri için kan nakline zaruret bulunan hasta ve yaralılara başka kimselerden kan naklinin; başka kimselerden alınacak parçaların takılmasıyla görmeleri mümkün olduğu takdirde; hayatında buna izin vermiş olan kimselerin, ölümlerinden sonra gözlerinden alınacak parçaların bu durumdaki kimselere takılmalarının caiz olacağı...” beyan edilmiştir.
Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 19.01.1968 gün ve 3 sayılı gerekçeli kararında ise “yalnız hayatı kurtarmak için değil, bir organı tedavi etmek, hastalığın tedavisini çabuklaştırmak için de kan naklinin caiz olduğu, tıbbi ve hukuki kaidelere riayet edilmek şartıyla kalp naklinin de caiz olacağı...” ifade olunmuştur.
Yurdumuz dışında, çeşitli İslam Ülkelerinin yetkili kişilerince de aynı yolda fetvalar verildiği bilinmektedir.
Kurulumuzca da aşağıdaki şartlara uyularak yapılacak organ ve doku naklinin caiz olacağı sonucuna varılmıştır.
Zaruret halinin bulunması, yani hastanın hayatını veya hayatî bir uzvunu kurtarmak için, bundan başka çaresi olmadığının, meslekî ehliyet ve dürüstlüğüne güvenilen bir tabip tarafından tespit edilmesi,
Hastalığın bu yoldan tedavi edilebileceğine tabibin zann-ı galibinin bulunması,
Organ veya dokusu alınan kişinin, bu işlemin yapıldığı esnada ölmüş olması,
Toplumun huzur ve düzeninin bozulmaması bakımından organ veya dokusu alınacak kişinin sağlığında (ölmeden önce) buna izin vermiş olması veya hayatta iken aksine bir beyanı olmamak şartıyla, yakınlarının rızasının sağlanması,
Alınacak organ veya doku karşılığında hiçbir şekilde ücret alınmaması,
Tedavisi yapılacak hastanın da kendisine yapılacak bu nakle razı olması gerekir.
el-İsra Suresi , 70; et-Tin Suresi, 4
el-Hidaye, el-İnaye ve Feth’ül-Kadir 1/65; Fethu babi’l-İnaye, 1/126; Fetevay-ı Hindiye, 2/390
Cessas, Ahkamü’l-Kur’an, 1/156; İbnü’l-Arabi, Ahkamü’l-Kur’an, 1/55; Kurtubi, 2/232 ve 7/73; İbn Hazm, el-Muhalla, 7/426
Fetevay-ı Hindiye, 2/296; el-Va’yü’l-İslami, Sayı 137, Yıl 1396, Kuveyt; Istılahat-ı Fıkhiye,3/157
Fetevay-ı Hindiye 2/390 | |
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
TÜP BEBEK
Perşembe, Nisil 5, 2007
TÜP BEBEK
DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU KARAR VE MÜTALAALARI

TÜP BEBEK
Kadın veya erkekteki bir kusur sebebiyle, tabiî ilişkiyle gebeliğin gerçekleşmesi mümkün olmadığı takdirde;
- Döllendirilecek yumurta ve sperm, her ikisinin de nikahlı eşlere ait olması, yani bunlardan herhangi biri yabancıya ait olmaması;
- Döllenmiş olan yumurta, başka bir kadının rahminde değil, kendi rahminde (yumurtanın sahibi olan eşin rahminde) gelişmesi;
- Bu işlemin, gerek anne-babanın; gerek doğacak çocuğun maddî, ruhî ve aklî sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olmayacağı tıbben sabit olması;
şartıyla, normal yoldan gebe kalması ve anne olması mümkün olmayan evli hanımların, çeşitli tıbbi yollarla gebeliklerinin sağlanmasında, İslâmî hükümler açısından bir sakınca görülmemektedir .
Başka kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkekten alınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanmasının ise insanlık duygularını rencide etmesi ve zina unsurlarını taşıması sebebiyle caiz değildir. | |
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
PARMAKLARIMIZ NEDEN ÇITIRDAR?
Perşembe, Nisil 5, 2007
PARMAKLARIMIZ NEDEN ÇITIRDAR?
"Bazı insanlar parmaklarını çıtırdatır. Bu ses, sanıldığı gibi kemiklerin birbirine çarpmasından doğmaz. Eklemleri yağlayan sıvının 'içinde küçük gaz kabarcıkları bulunuyor. Parmaklar çekilince veya herhangi bir eklem yavaşça düzleştirilince sıvı basıncı azalır ve hava kabarcıkları patlayarak "çıtlama" sesi oluşturur. Bu sesin tekrar oluşması için bir süre beklemek gerekir, çünkü yağlayıcı sıvı 'içinde yeni hava kabarcıkları oluşması zaman alır."
|
Yorumlar (yok) :::::::::::::::::::::::: Yorum Yaz ! :::::::::::::::::::::::: Bağlantı


|
<<< :::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: |
|
|
|
|
|